22 Mayıs 2009 Cuma

Naz'dan ...



Lego canavarı güne böyle başlıyor... Bu sabah fotoğraf çekildiğinde saat 07:40, kahvaltı bitmiş, ablasının giydirdiğiniz beğenmemiş, dün akşam anneannesinin sürprz paketinden çıkan T-shirt'lerden birini etiketiyle de olsa giymiş halde...
Bazen lego yerine , oyun hamuru olabiliyor.
Asıl komedi bu anlardan bir kaça dakika önceydi. Bizimki üstündekileri çıkarınca yerden topladı, popoyu kıvıra kıvıra çamaşır makinesine koştu, içine attı, kapağını kapatıp, düğmeyi ama doğru düğmeyi, çevirdi :)
Oldu bu çocuk, cidden BAşak oldu.
Oyuncaklar oynandıkça kalkıyor, yenileri öyle çıkıyor. Montessori'den okuduğum ama montessori ile tanışmadan yaptığımız minik oyuncak dolabını düzenli tutuyor...
Kitap dergi dostu... Elimize tutuşturup, poposunu bize dönüp , geri vitese takıp pat diye kucağımıza oturuyor. Bazen de o bize okuyor cümle cümle, ne dediği anlaşılmasa da pek, olsun okuyor işte... Tuvalate bile mutlka eline dergi kaptıktan sonra gidiyor, unutmamak için dergisini hazırladıktan sonra " çişşşşş" diyor ve koşuyor.
Üstüste yığdığı tahta blokları devrilince, ya da kazayla bir yere çarpınca her sakarlıktan sonra " ayyyy kih kihhh" efekti çıkıyor, küçük adam ya....
Mama sandalyesine yalnız yemek yiyecekse evet, ama biz de varsak normal sandalye tercihimiz.
"Hadi banyo yapalım" dendiyse, o saniye "bıcı bıcı " çığlıklarıyla banyoya koşulacak ve soyunulacak , yoksa vay halimize, canımıza okuyor...
Süt vazgeçilmez, ismi yasaklı evde, eğer duyasa yapışıyor buzdolabına " aç aç " diyerek... Bir dikişte bir biberon ....
Gece beslenmiyor, nadiren süt içiyor ama sürekli su içiyor... En az bir kere uyanıyor su içmek için ... Uykuya dalarken emziğe devam maalesef, 2 yaş yaklaşıyor bırakacağız ama nasıl bakalım...
Diş fırçalama ( ma) sorun... Alt dişlerdeki lekeler artıveriyor düzenli fıçalanmazsa. MEcburen kavga dövüş çenesini tutup ben fırçalıyorum...
Süreli pop kıvırıyor, şımarıklık yapmak istediğinde "annnnneeee" diye yırtınıyor ve her "efendim"e cevabı yine "ANNNEEEEEE" oluyor
Saklambaç favori oyunumuz...
Kendisi yamek yemeye bayılıyor, ben başından aşağı inen sıvıları izlemeye bayılmıyorum, ama katlanıyorum...
Bir süredir gece uykusuna ben yatırmıyordum, özellikle emzirmeyi bırakırken iyi oldu... Bu hafta ben uyuttuğum akşamlar bir kaç dakika sırtını sıvazladım, sonra "ssss" sesi eşliğinde yere uzandım, ve iki gece de ikimiz de uyuya kaldık :) Bebekken sırtüstü yatacağım diye direnirdi, şimdi sadece yüzüstü uyuyor küçük hanım, elinde çorapları baki tabi...
21. ay bitti bitiyor, ben inanamıyorum... Özlüyorum eski hallerini, artık çocuk oluyor , sanki kaçırmışım gibi geliyor oysa o kadar tutmaya , yakalamaya çalıştım ucundan... Bilmiyorum duygusallaşıyorum bu aralar... Aslında ne kadar fani şeyleer için ne kadar özel ve ömre bedel anlar kaçabiliyor, ama hayat bu , suçluluk duymak anlamsız biliyorum. Ama ben de insanım, zaaflarımla, keşkelerimle, özlemlerimle... Yani dengeyi tutturup hayata devam...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Kaçtık geldik...

Gittik geldik Naz’sız ilk kaçamak tatilimize… Baş başa değildik, sezonu beraber açtığımız Yelda- Erhan ‘la beraber çıktık keşfe. Hatta Cumartesi sabahı dahi gedecğimiz lokasyon yeni belli olmuştu,Küçükkuyu-Assos…Ama geçen sene gitmek isteyip gidemediğimiz Kanara’da yer bulunca hemen zıpladık ve Cumartesi öğleden sonra Naz öğle uykusundayken yola çıktık. İçim cız etti etmez mi ? Ama neyse ki gördüm ki ne Naz ne de biz bağımlı değilmişiz , sadece bağlıymışız. Naz süper uyumluymuş, hiç aramamış bizi, huysuzluk etmemiş. Bunları duyunca başta buruldum birazcık, ama sonra tadına vardım, mutlu oldum…

Bol molalı, köfteli-piyazlı, Boğaz vapurlu yolculuktan sonra Kanara’ya neredeyse gece yarısı vardık… Ayhan Bey ve Semahat Hnm acayip hoşsohbet, kendinizi evinizde hissettiren insanlar. Bizi hiç oda, kayıt…vs ile yormayıp direk restaurant’a aldıla,r karnımızı doyurdular. Biz acaba akşam yemeklerini nerede yeriz diye düşünürken, ayağmızın altında körfezin denizini görüp çipuranın ve eniz börülcesinin lezzetine varınca, arayışlara son verdik. 22 oda , mükemmel bir bahçe, bir sürü evcil hayvan… Aslında tam Naz’lıktı, üstelik etraf çocuk kaynıyordu. Burnumun direği sızladı ama ilk gün hemen çevre turuna çıktık tabanlarımız ağrıyana kadar da gezdik… Adatepe köyü, Zeus Atları, Mıhlı şelale… Üstüne kurt gibi acıktığımız için mi yoksa Balkanlar’ın en iyi pidecine rastladığımız için mi bilmiyorum, bugüne dek yediğim en lezzetli pideyi hüplettik … Üstüne bir de Behramkale içini turladıktan sonra otelimize döndük… Akşam yemeğinde Bozcada şarabımızı eksik etmedik, tadına vardık… Ertesi gün yalnızdık , arkadaşlar döndü İstanbul’a… Ben azıcık güneşlendim uun bir kahvaltı sonrası ama lodos başlayıca hadi keşfe devam dedik, ayrıldık öğleden sonra. Yeşilyurt köyünü, gidip kalmak istediğim başka bir otel olan Erguvanlı ev’i ziyaret ettik… Sonra Gelibolu’ya geçip Güneyli’ye gittik, canımız çekmeyince bastık Erikli’ye gittik… Oteller kötü ama deniz –kumsal güzel, İstanbul’a bu kadar yakın olunca daha da güzel J Kasmadık kaldık bir gece… Ertesi sabah ise kızımızın özlemi çok ağır basınca geldik evimize… Uyuyordu, ama eve girmemizden 5 dak sonra “ anne geldi, baba geldi” diye uyandı minik kuzum J

Bugün uzun geçecek, ama çabuk bir hafta olacak neyse ki…Akşama kuzu dolma yapacağım ama bizim kuzuyla…

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Mayıs güzeldir :)


Ara vere vere bir hal olduk...

İş güç tam gaz devam, bloga is ara , haksızlık yapıyorum aslında...
NAz büyüyor, kocaman bir cadı oluyor, hergün kendini aşıyor, ayrı post atıla....

1 MAyıs 3 gün tatil babasızdık, ama dolu doluydu... 1 gün evde pinekledik, ama mutlu mutlu , ne ihtiyacımız varmış kızımın da benim de anlatamam... 2. gün Çengelköy'e gittik Sinem- Mert ve biz, Devrim-Ruzgar'lara, oradan kardeşin evine, oradan tekrar evimize kıtalar arası yolculuğumuzu yaptık.


Pazar Berrak'ın 2 numara ama 2 taneciğin bir tanesi Kuzey'in doğumgününe. Naz kudurdu , ben eski dostlarla hasret giderdim.


Ertesi gün hızımızı alamadık, Sİnem ve Devrim'le lal rengi bir akşam yemeği, üstüne gece yarısına kadar Sinem'le kahve keyfi... Yaşasın bekarlık :)




Bu haftasonu çifte güzellik... PAzar hem anneler günü hem de doğumgünümdü... 30'a bastım, şaka gibi...




Cumartesi günü kızımız ve teyzesini de kapıp Sultanahmet, Kapalıçarşı yaptık : Naz arabasında pek bir usluydu. Şark kahvesini ne özlemişiz... Biz kahveleri hüplettik, Naz portakal suyunu ... beni çok mutlu eden bir sürpriz oldu Muhabet azıcık parası ile bana pasta almış geldi akşamüstü , çok duygulandırdı beni....Gecesine fasıl yaptık, Beyoğlu yaptık kendi kendimize...

Ama asıl Pazar akşamı yaz bize yüzünü gösterdi, bu senenin ilk açık hava balık keyfini yaptık dostlarla... Yeşilköy'de kilisenin yanındkai balıkçılar sokağından açık havada rakı-balık... Sanki Dalyan'daydım, en sevdiğimden. Dünyaya bedeldi, sağol aşkım... Bir kere daha aslında ne kadar ufak şeylerden mutlu olduğumuzu , dünyanın bazen vız geldiğini hatırlattın bana, ve bunu karşına alıp nutuk çekmeden yaptın :)

İyi ki varsınız yaşam koçum ve minik pırlantam...

Asıl bomba bu haftasonu, yine son dakika , yumurta-kapı programındayız... BEcerebilirsek ilk defa Naz'ı babaanne gözetimine bırakıp kaçamak yapacağız 3 gün... Dilimi ısırıyorum günlerdir, bakalım. İstikamet mi? Henuz belli değil desem... Domuz gribi korkusundan kaldık canım yurdumda, bakalım göreceğiz...

3 Mayıs 2009 Pazar

Bebek sallarken...

Naz ve bebeği :)
Hiç dizimde sallamadım ki, anlamadım... Sallamaya kalktım , itiraf ediyorum, ama hiç izin vermedi. Şimdi dizde bebek sallıyor benimki... HEm de üstlerini itinayla örtüp, bizi susturarak...

1 Mayıs 2009 Cuma

Kitap kurdu

Ya-Pa "Bu" serisinden " Bu Turgut" Naz için çok önemli. Özellikle hastalanan Turgut'a ilaça veren beyaz önlüklü beyaz saçlı doktor amca. Her gün herkes sayısız defa okuyor, sonra o da bebeklerine okuyor ... "Bu" serisi tam Naz'a göre, her sayfada bir resim, kolay cümleler... Ama biraz hüzünlü, Naz Turgut'un hasta olup yattığı sayfayı açınca hep üzüntülü bir mırıldanmaya başlıyor. Bir süre ortadan kaldıracağım galiba...






28 Nisan 2009 Salı

Tebessüm

SOn zamanlarda, ilk defa bir kitabı okurken, kocaman gülümsedim, hatta ufak bir kahkaha patlattım... Komik değil, doğru olduğu için... Son zamanlarda çokca şey başıma geldiğinden, ama bunları bilmeme rağmen yapamadığımdan...

Yer: Maslak_Florya Tem Otoyolu
Kitap: AŞK
Yazar: Elif Şafak
Sayfa 134 ; "On Dördüncü Kural: HAkk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine , teslim ol. Bırak hayat san rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?"

26 Nisan 2009 Pazar

Özlem...



Pazartesi daha stresliydi o kadar rahatlamadan sonra haftasonu... Üstüme üstüme geldi şehir... Tekstilci olmak şehrin stresi üstüne cila oluyor bazen, double hatta triple oluyor zaman zaman ...
Neyse ki Perşembe bir mola vardı...
Ben molaların tadına varmakta yeteneksizim bu aralar, ama yine de br ömre bedel minik cadıyla olmak...

Haftasonundan notlara gelince;
Ozlem'in annesini kaybettik, Cuma zordu...
Ankara'dan akrabalar, dostlar geldi... Bol bol yenildi , içildi, muhabbet edildi.
En küçüğü Naz olmak en büyüü yedi yaşınd aolan 4 minik cadıyla sahile attık kendimizi, hepsiyle ayır mücadele verip anneler haşat olduktan sonra kısa bir Sultanahmet turu atlıp Hamdi ve Karaköy Güllüoğlu yapıldı. Mideler doldu ama vücutlarda enerji kalmadı.
Elif hastalandı, boğazlar bir dünya şişti
Bıgün sevgili yine uzaklara gitti.
Anne-kız başbaşa kalındı.
Kalbe özlem doldu şimdiden, hadi hayırlısı...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Maşukiye'deydik

Bu haftasonu bahar geldi, baharı kutladık... Hem de Maşukiye'de... Sıcak sıcak, temiz temiz... Oksijen çok, dert yok :)
Naz ilk defa çocukluğuna doydu... Cumartesi akşamı ilk günümüzün akşamı kokladım boynundan, toz, ter ve toprak kokuyordu. Olması gerektiği ama olamadığı gibi. Uykudan bayılana dek koştu, parklarda oynadı, bizimle PAzar sabahı yürüyüşüne bile çıktı...


Geçen Perşembe aşkısının doğumgünüydü, o akşam ben çok hastayım, aşkısı sevmez doğumgünü muhabbetlerini, oysa planlarım vardı, olmadı... Kızını ve beni kaptı Florya sahile indik. Laleler diz boyu, serin bir meltem, temiz deniz havası... Geldi benim koca gaza tabi , hemen Yelda ve Erhan'ı aradık, onlar dünden razı... Cuma günü ufak bir otel organizasyonu. Cumartesi sabah biz ve Yelda-Erhan yollarda. İlk durak Umraniye, anne-anneanne Aslı'yı taşıdı, kendilerini de Mersin'e taşıdılar, sürpriz yapıp onlara baybay dedik kapıdan...

Saat 11:30 ,Maşukiye'de otele yerleştik. Arabaları bırakıp kahvaltı yapmak için biraz tırmanışa geçtik. Kızım babasının tepesinde :) Kendileri tabi papatyalara ve çocuk parkına daldı. Kendine ablalar abiler edindi, sallattı kaydırttı kendini. Biz hüplettik kahvaltıyı, enerji bol. Naz ve Muhabbet dinlenmeye otele, bizler dere tepe düz, Kartepe'ye çıktık... 3 sene önce ilk açıldığında gitmiştik KARTEPE'ye otele, kaçarak geri dönmüştüm. Yine hayal kırıklığı, ama neyse yeni açılmış dağ yolları, Milli park girişinden Geyik alanına tırmandık,, karlara dokunduk. Bir tarafı Marmara körfezi diğer tarafı Sapanca gölünü gören tepede biramızı yudumladık, güneşlendik :)


Kızımızı da alıp deli gibi gürleyerek akan akarsuyun yanında, otelde akşam yemeğimizi yedik. Çimlerde top oynadık...Naz günün yorgunluğuyla mışıl mışıl uyurken biz Sapanca'yı keşfe çıktık. Eskiden Dedeman'ın işlettiği Gölevi eskisi gibi değil, ama yine de göle sıfır ve güzel tabi, bir kaç yere daha baktıktan sonra yine Maşukiye'de Motali restaurant'ı keşfettik şans eseri. Güzel bir mutfak, hoş biz toktuk pek tadını çıkaramadık, yaşları olgun, yaşlı denmez o ruhtakilere, bir ince saz ekibi , bir fasıl bir fasıl....

Gecenin bir yarısı Naz hnm uyandı mama mama diye, otelde o saatte süt nereden bulunur? Bir baktım benimki 19 aylık süt kaynağını " aç aç " komutu ile istiyor. Nazarınız değdi hanımlar bizimki zor zamanlarda yapacak bir şey yok deyip emdi , hatta bitince kızıp" bitti bitti" diye kısık sesle söylenip kapattı kendileri. Tabi aramızda kıvrılmayı tercih eden Naz hnm sabaha dek bizi yataktan attı :)

Sabah saat 7:30 da uyanıldı, Naz'a kahvaltı yaptırıldı. Önce dayanamaz biz de taşıyamayabiliriz diye düşünülen Naz bizle dere tepe düz 2 km yürüdü. Tamam 1,5 km babanın tepesi , anne ve Yelda teyzenin kucağı, Erhan amcanın tepesi, Muhabbet'in omuzu diye paylaşıldı ama olsun, popoyu kıvıra kıvıra yürüdü vallahi. Üstüne biz kahvaltı ederken kendileri keşfe devam etti.

Bizler iseuzun kahvaltı, üstüne çimen hamak gazete derken, kalabalıktan kaçınmaya çalıştık... Eve dönmeden önce Heinz'da çayımızı içip, alabalıkları besledikten sonra Maşukiye pazarından alışverişimizi de yapıp İstanbul'a yollandık.

Asli görevimiz yemek gibi geçen haftasonuna uyması açısından Umraniye Karadeniz pidecisi fikrine sadık kalsak da, arabada sıkı yönetim estiren Naz'ın uykuya dalmasını fırsat bilip direk eve gazladık...

Tabi bu sabah iş daha gıcıktı, trafik daha sinir bozucuydu, ben daha tahammülsüzdüm ... Ama NAz daha pozitifti, anılar daha yeşildi, aşkısının yüzü daha bronzdu, dostlarla muhabbetin sıcaklığı hala vardı...

Kısacası tez zamanda yeniden gidele , daha kalabalık oluna, her yer insanlarla güzel çünkü ...

15 Nisan 2009 Çarşamba

19.aysonu notları

Posted by Picasa
Ara verdikçe birikiyor söylenecekler not düşülecekler, biriktikçe yazmak zorlaşıyor, zorlaştıkça erteleniyor. Aslında bu kural yazı için geçerli değil sadece galiba … Ben de bir erteleme halleri oldu işte…

Aşkısı geldi, kızım mutlu. Anne-anneanne- teyze cümbür cemaat kudurdu son 2 haftada iyice. Bıdır bıdır. Sürekli sandalye koltuk tepesinde. Çok sevgili bebekleri en sevdiği oyuncağı , varsa yoksa bebeklerini yediriyor, içiriyor, seviyor, uyutuyor hatta altını değiştiriyor J Eğer ben izinsiz odasına dalıp, canım cicim kızım yaparsam , da bana “şşş “yapıp parmağını dudaklarına götürüyor. Hatta dün sabah bu sahne yaşandığında üstüne bir de “ bay bay “ diyip beni başından savdı.
Artık sabahları ben evden çıkarken, lütfen oyunun bölüp yanıma geliyor. “Öpücük yok mu” diye sorunca dudaklarını uzatıyor. Büyüdü, eskiden ağzını açar yapıştırırdı yanaklarıma …
Her hali şaşırtıyor beni… Bazen büyük adam olgunluğunda, ama çoğunlukla her zamanki zıpırdak, bir an yerinde duramıyor…
Kovalamaca oynamaya çalışıyor sürekli bizimle,süreki “ceee “ yapıp kıyıdan köşeden arkasından koşmamızı bekliyor. Bazen hızını alamayıp olduğu yerde tıpırdıyor. Koşarken “ aaaa” diye çığlıklar duyuluyor. Bu mutlu hallerini seviyorum, özgür yerinde duramayan, törpülenmemen için, kendin gibi kalması için elimizden geleni yapmak en önemli ebeveynlik ödevim benim.
Kendisi yemek yemeye çalışıyor mütemadiyen, pek hevesli… Sabahları ünlü bulamaca devam , yediremiyorum peyniri, zeytini tek tek. Seviyor o bulamacı, ben de bakıyorum tadına sevilmeyecek gibi değil.
4 aydır dr’a götürmedim. 18.ay sonundaki aşısını da yaptırmadık hala… Aşı konusunda bir an önce gitmemiz lazım ama, dr’a her şeyi normal olduğu için götürmedim, pişman da değilim. Sağlıklı, yeme içme normal, dişler sancısız çıktı ufak mızmızlıklarla, niye gidelim ki? Hele hele International ‘ın son dönemdeki devlet hastanesinden beter bekleme sıralı bölümüne girmeye hiç niyetim yok, dr’umuzu sevmeme rağmen. Allah düşürmesin, ne diyeyim…
Tek sorunumuz alt 4 ön dişteki lekeler, biberon çürüğü diyorlar. 18 ay dolu dolu emen , biberonda sadece şekersiz süt için ve sadece günde 2 biberon ve üstüne dişi fırçalanan, tatlıdan zerre hazzetmeyen Naz’da bu nasıl oldu bilmiyorum. Demir’i de bırakalı 4-5 ay oldu, sadece pekmez içiyor…. Ama oldu işte lekeler ne yapalım…
Bu arada kızım emmeyi bıraktı. Seyrelmişti zaten, sıkılıyordu emerken… Hiç şaşaırmadım Naz kadar özgür bir bebeğin bırakmasına emmeyi. Ben de kendisi bırakmışken ısrar etmedim. Sütüm hala var, ama kesmek için bir şey kullanmıyorum, şimdilik bir rahatsızlığım yok …

Daha birikenler çok ama yavaş yavaş yazacağım, sindire sindire. Ama öncelik elbette Naz’ındı…


2 Nisan 2009 Perşembe

Bizden...

1 ay öyle detay detay anlatılmaz ki, sayfalar yetmez, hele benim gibi uzun uzun yazan birine hiç yetmez…
Özeti şu aslında, Naz’a yeni bir abla geldi. Maya ülkesine dönmek zorunda kaldı, 2-3 hafta öncesinden haber verdi neyse ki. O evdeyken yeni denemelerde bulunduğumuzdan Naz’a pek dokunmadı. İlk gelen Maya’nın tavsiyesi ile geldi, ama 3. gü göndermek durumunda kaldık. Önce Naz’ın hafiften gözü bere oldu, benimleyken de olabilir, koşturuyor deli gibi, ama bana haber verilmemesi ve eve gelince görmem, bunun üstüne sabah gönderelim, olmayacak derken, çocuğu sabah 5’de yataktan çıkarması sabah oldu, uyandı diye son damla oldu. İşe gitmedim elbette, kızımla kaldım. Geçen haftasonu başlayan ablayı gözümüz tuttu hepimizin, bakalım.
Aileden uzak ve çalışırken, bakıcılar kaçınılmaz , biliyorum, ama kabullenmek zaman alıyor. Bende de öyle oldu. Resmen 1 aydır ruh gibiydim. Üzerine işte yeni değişiklikler, başlangıçlar… Bir de aşkısını geçen haftasonu Çin’e gönderip böyle kalakalınca 2 haftalığına insan isyan edeb,iliyor yani… Annemler de gelmek konusunda naz yapınca, ben de “eeeeee” dedim hayata biraz.
Neyse aşkısı sağsalim ulaştı, uzun da olsa 1 hafta geçti sayıyorum. Çok özledik , kızım da ben de… Naz keyifli, anneannem geldi geçen Çarşamba gecesi o evde Naz’ın başında.
Bu sabah ise ne ruh halindeyim biliyor musunuz ; Şükürler olsun, iyi ki beraberiz, sağlıklıyız, işimiz gücümüz yolunda, bugünlerde beni yalnız bırakmayan dostlarım var, ve iyi ki bahar geldi. NE alaka demeyin, hayat sarpa sardığında gökyüzünde de ışık olmayınca depresiflik seviyesi artıyor azıcık…
Çalışmak ve evdeki duruma üzülmek dışında, biz neler mi yaptık;

Her haftasonu oyun grubumuzla görüştük; Son 3 haftadır not edemedim. Önce bizde, sonra Sinem’lerde serbest oyun denebilecek iki oyun gününden sonra geçen haftasonu organizasyonsuzluğumuzdan Mert ve Naz baş başa kaldı. Florya’da belediye tesislerinin olduğu parktaydık. Biz zaten sık gidiyoruz haftasonları, oyun grubu buluşmalarımız için de süper olduğunu denedik gördük. Acıkan minikler ve onalardan daha çok yorulan biz üstüne kendimize yemek ısmarladık. Mert arabada uyudu tabi ama benim cingöz öğleden sonra uykusunu da es geçip tüm gün aynı enerjiyle cıvıldadı …

Pazar günü ise evimizin hemen arkasındaki Atatürk Ormanı’na gittik kızımla. Kesin aşkısı gelir gelmez ilk Pazar sabahı kahvaltısını orada piknik yaparak yapacağız. Oyun grubumuz için de süper olur.

Bu haftasonu hariç önceki haftasonları Cumartesi akşamları dostlarla dışarıdaydık, Taksim’de yenilen, içilen dansedilen bir gece, geçen haftasonu Yeşilköy’de sakin bir akşam yemeği ( denemeyenlere ve yolu düşenlere Yeşilköy’de Paccino diyorumi kendi yapımları şarapları toprak testilerde ve kadehlerde ikram ediliyor, lezzetler 10), hafta içi Yelda’nın fırın sütlacı sayesinde daha da tatlanan ev sohbeti, evde biriken DVD’lerden izlemediğimzi AROG’u izleme denememizde karı- koca koltukta sızıp kalmak, son zamanlarda başta kocanın sardığı limonu yeşil çay demlemek, Naz’ın bitmeyen enerjisine yetişmeye çalışmak ( ayrı post yazılacakJ)

Bu sabahlık bizden bu kadar. Bu satırları işe giderken yazıyorum, ve blogumu yazmayı ve blog arkadaşlarımı okumayı ne kadar özlediğimi fark ediyorum. Bu sefer söz dostlar, tek tek ziyaret edip okuyacağım sizleri. 1 aylık biraz zorunlu biraz kişisel ( sorma gitsin, en tepede anlattıklarım alenen teşhir, ama ne yapayım paylaşalım ki dertler azalsın) ayrılık baharın gelişiyle bitti J