oyun grubu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun grubu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2009 Salı

Bu sefer kesin dönüş :)

Uzun aralar demek, sonrasında uzun postlar atmak demek…
Geçen hafta Pazar evimize döndük 1 haftalık teyze hayatından sonra… Zor oldu, 2. köprü bir yandan iş bir yandan , deli eden ustalar bir yandan… Ne zormuş, ne pis işmiş… Bu haftasonu perdeler de takıldı, kaldı geriye dolap işi, sonra tamamdır inşallah…

Tabi bir önceki haftasonu ara verdiğimiz oyun grubumuza bu hafta harika bir aktivite ile geri döndük, Neslihan’lara gidebildik nihayet bunca ay sonra, ama bu sefer de Devrim’İ fire verdik … Sinem ve ben her zamanki gibi ben arkada 2 bebekle , Sinem direksiyonda yola koyulduk, kaybolmadan ama hiç bilmediğimiz yerlerden ulaştık… Ebru ve Neslihan ufaklıklarla havuzdaydı zaten, biz de katıldık hemen… 2 su kuşu Naz ve Mert kendilerini havuza attılar, nispeten temkinli Mert kendinden yüzen mayosunun da yardımıyla daha güvenli bir portre çizdi. Ama Naz.. Anlatılmaz yaşanır; bir özgürlük, bir korkusuzluk, bir kafa tutma… Sağolsun biri Naz’ı tutmama, diğeri simidini şişirmeme yardım etti arkadaşların da sağ salim havuza girdik… Bunu bir önceki hafta Aslı’da test etmiştik aslında, Naz bir su kuşu ve korkusuz bir su kuşu…
Artık Naz morarınca, hepsini beraber çıkardık, biz bir güzel banyo yaptk hatta. Neslihan’ın hazırladığı sofrada hep beraber yemeklerini yediler… Naz ve Mert oyun çadırında beraber uzanıp dinlendiler yemekten sonra…

Uykusuzluklarından korktuğumuz minikleri kapıp Sinem’le ayrıldık, yolda baktık ki uyumuyorlar, biz deli gibi acıktık… Ver elini Bela Vista, gelsin penneler gitsin tortelliniler, gelsin biralar gitsin kahveler… Naz arabasında 2. dakiaka uyudu ( sabah 06:30’da uyanan ve havuzda cozutan bir bebeğin kaçınılmaz sonu…) ama bu sefer Mert uyanıktı… Naz uyanınca Mert kızımı öpücüklere boğdu, çok mutlu olduk Sinem’le… Sonra çete süs havuzuna yollandı, 3 dakika sonra garsonların kibar uyarısı ile yanımıza kaçtılar, ben tam çocukları koruyayım diye ayaklandım, bir de baktım ki saksılarda toprakları bir güzel havuza atmışlar, tabi hemen sıcak bir gülümseme ile mekandan ayrıldık…

Bu Cuma süper bir plan var ,ama gerçekleşmeden yazmayacağım, ya olmazsa diye korkumdan :)

15 Haziran 2009 Pazartesi

Biz bu haftasonu...

Biz bu haftasonu doya doya oyun grubu yaptık, Bir gün kesmedi iki gün hatta... Çocuklarımız odak noktasında olunca, aynı odağa sahip anneler, hatta babalar bile nasıl çabuk kaynaşabiliyormuş... 8 ay içinde çok yol katettik , ilk görüştürmeye başladığımızda aralarında ay farkı çok daha belirgindi. Bugün ise tam anlamıyla çete oldular... Sayelerinde bizler de dost olduk, empati kurduk, ailece görüşmeye başladık...
Cumartesi organizasyon annesi Sinem'in programıyla Bebek Parkı'ndaydık. Neslihan- Doruk , Devrim - Rüzgar'sızdık.




Anneler, tabi ki Sinem ve ben, Devrim ev taşıma telaşında, girişte Frozen Margarita ile güne merhaba dedik. Bizimle takıldıkça benim iddiama göre "bebek istemek" konusunda yeni bir perspektif geliştirecek olan Selma bize uymadı... Naz ve Mert cips yedi fırsattan istifade...

Naz heryerde olduğu gibi oturduğumuz minderlerde de duramadı, elimde tabak peşinde yemek yedirdim, ama yine de kaçtı gitti... Bir çocuk hiç mi arkasına bakmaz... Sinem ve Selma acıdı bana :) Neyse çaresiz öncü kuvvet çocuk parkına girdik, MErt de arkasından...





Sonra MOHINI'nin şenlik alanına zıpladık. Ama kelimenin tam anlamıyla... Kocaman çocukların arasında ezilmekten zor kurtardım Naz'ı... Mert daha temkinliydi her zamanki gibi, içine girmedi balon evin, ama Naz boyuna posuna aldırmadan bastı gitti, elbisemle iki büklüm onu çıkarmak bana düştü tabi...

Ardından legolar, oyuncak arabalar derken, bir miktar kandırmaca ve direnişle uzaklaştık alandan... Biraz dondurma , muhallebi molası, üstüne Lucca standından tezat porsiyonlu bir yemek ( bizim hanburgerler ne kadar büyükse levrek o kadar küçüktü :)) yedik... Mert uyudu deniz kenarında mışıl mışıl... Naz tabi yine cinocin... Ama arabasında uslu uslu oturdu, bebeğiyle oynadı, MErt'e ninni söyledi, ayaklarıyal oynadı, bizimle sohbet etti, nasılsa 2 saat bizimle sorunsuz vakit geçirdi... Teşekkürler kızım, çoooook teşekkürler...

Yerim ben bu koca ayakları :)

Pazar günü ise havuzlu, mangallı, salatalı ( kocam yaptı :)) bahçe keyfi yaptık Mert'in dedesinin bahçesinde... Buz gibi suyun içinde şenlerdi bizimkiler, kahkahalar attılar... Doruk bizimkileri yıkadı :)

Yüzme refleksleri kendini gösterdi, boylu boyunca uzandılar havuzun içine, costular... Ama tabi titremeye başladıklarında başta Naz olmak üzere olay çıkardılar. Neyse,binbir dil dökerek onları bahçeye yönlendirdik... Kova, kazma, kürek, çalıştılar, evin etrafını onlarca defa tavaf ettiler. Bizse bol bol yedik, içtik sohbet ettik... Sinemcim, tekrar teşekkürler...





2 Nisan 2009 Perşembe

Bizden...

1 ay öyle detay detay anlatılmaz ki, sayfalar yetmez, hele benim gibi uzun uzun yazan birine hiç yetmez…
Özeti şu aslında, Naz’a yeni bir abla geldi. Maya ülkesine dönmek zorunda kaldı, 2-3 hafta öncesinden haber verdi neyse ki. O evdeyken yeni denemelerde bulunduğumuzdan Naz’a pek dokunmadı. İlk gelen Maya’nın tavsiyesi ile geldi, ama 3. gü göndermek durumunda kaldık. Önce Naz’ın hafiften gözü bere oldu, benimleyken de olabilir, koşturuyor deli gibi, ama bana haber verilmemesi ve eve gelince görmem, bunun üstüne sabah gönderelim, olmayacak derken, çocuğu sabah 5’de yataktan çıkarması sabah oldu, uyandı diye son damla oldu. İşe gitmedim elbette, kızımla kaldım. Geçen haftasonu başlayan ablayı gözümüz tuttu hepimizin, bakalım.
Aileden uzak ve çalışırken, bakıcılar kaçınılmaz , biliyorum, ama kabullenmek zaman alıyor. Bende de öyle oldu. Resmen 1 aydır ruh gibiydim. Üzerine işte yeni değişiklikler, başlangıçlar… Bir de aşkısını geçen haftasonu Çin’e gönderip böyle kalakalınca 2 haftalığına insan isyan edeb,iliyor yani… Annemler de gelmek konusunda naz yapınca, ben de “eeeeee” dedim hayata biraz.
Neyse aşkısı sağsalim ulaştı, uzun da olsa 1 hafta geçti sayıyorum. Çok özledik , kızım da ben de… Naz keyifli, anneannem geldi geçen Çarşamba gecesi o evde Naz’ın başında.
Bu sabah ise ne ruh halindeyim biliyor musunuz ; Şükürler olsun, iyi ki beraberiz, sağlıklıyız, işimiz gücümüz yolunda, bugünlerde beni yalnız bırakmayan dostlarım var, ve iyi ki bahar geldi. NE alaka demeyin, hayat sarpa sardığında gökyüzünde de ışık olmayınca depresiflik seviyesi artıyor azıcık…
Çalışmak ve evdeki duruma üzülmek dışında, biz neler mi yaptık;

Her haftasonu oyun grubumuzla görüştük; Son 3 haftadır not edemedim. Önce bizde, sonra Sinem’lerde serbest oyun denebilecek iki oyun gününden sonra geçen haftasonu organizasyonsuzluğumuzdan Mert ve Naz baş başa kaldı. Florya’da belediye tesislerinin olduğu parktaydık. Biz zaten sık gidiyoruz haftasonları, oyun grubu buluşmalarımız için de süper olduğunu denedik gördük. Acıkan minikler ve onalardan daha çok yorulan biz üstüne kendimize yemek ısmarladık. Mert arabada uyudu tabi ama benim cingöz öğleden sonra uykusunu da es geçip tüm gün aynı enerjiyle cıvıldadı …

Pazar günü ise evimizin hemen arkasındaki Atatürk Ormanı’na gittik kızımla. Kesin aşkısı gelir gelmez ilk Pazar sabahı kahvaltısını orada piknik yaparak yapacağız. Oyun grubumuz için de süper olur.

Bu haftasonu hariç önceki haftasonları Cumartesi akşamları dostlarla dışarıdaydık, Taksim’de yenilen, içilen dansedilen bir gece, geçen haftasonu Yeşilköy’de sakin bir akşam yemeği ( denemeyenlere ve yolu düşenlere Yeşilköy’de Paccino diyorumi kendi yapımları şarapları toprak testilerde ve kadehlerde ikram ediliyor, lezzetler 10), hafta içi Yelda’nın fırın sütlacı sayesinde daha da tatlanan ev sohbeti, evde biriken DVD’lerden izlemediğimzi AROG’u izleme denememizde karı- koca koltukta sızıp kalmak, son zamanlarda başta kocanın sardığı limonu yeşil çay demlemek, Naz’ın bitmeyen enerjisine yetişmeye çalışmak ( ayrı post yazılacakJ)

Bu sabahlık bizden bu kadar. Bu satırları işe giderken yazıyorum, ve blogumu yazmayı ve blog arkadaşlarımı okumayı ne kadar özlediğimi fark ediyorum. Bu sefer söz dostlar, tek tek ziyaret edip okuyacağım sizleri. 1 aylık biraz zorunlu biraz kişisel ( sorma gitsin, en tepede anlattıklarım alenen teşhir, ama ne yapayım paylaşalım ki dertler azalsın) ayrılık baharın gelişiyle bitti J

13 Mart 2009 Cuma

Geri geldik...

15 gün olmuş yazmayalı. FArkında değilim diyemeyeceğim, farkındayım ve maalesef farkındayım.
Şiştim ... İşte , evde... Herşey yine üstüste... Geldi mi tek tek gelmez zaten. Bu sefer yazıp rahatlamak da istemiyorum, tam tersi hepsini yazıp anlatmak sil baştan yaşamak gibi geliyor. Şimdi kabullenmek, elinden geleni yapmak ve kalan kısmını da tevekkül. Sağlıklı ve beraberiz, bu zamanlarda geçecek... Bugün kırılma noktasını yaşadım, hiç olmadık bir yerde bir tek soruyla bardak taştı, benden de gözyaşları. Kendimi masamdan kalkıp koridorda volta atarken buldum... ÇAbuk topladım, geri geldim ama kendime de geldim. Bu noktadan sonra daha kötü hissedemem herhalde, şimdi yukarı ivmelenmek lazım... 1 hafta sonra ilk defa şu saatte yatağa atmamışken kendimi, yazmak lazım
NAz 1,5 yaşında :) Bu ayrı bir postu hakediyor. Tek söyleyebileceğim, her gün yeni bir değişim, oyun, tavır... İnanamıyorum 13.aydan sonraki hızına... Bu haftasonu babasıyla aramızda tek bir defa " ne zaman çıkarız? " cümlesine şahit olup, çekmecesinden atkı- şapka takınıp kapıyı açmaya çalışrken bulduk kendisini, o kadar söylüyorum.... Bu haftasonu sakindi, ama bir önceki haftasonu Cumt günü oyun grubumuzla beraberdik MErtler'de... Pek bir keyiflilerdi. 4'ü beraber aynı top havuz/yatağında vakit geçirebildiler, birbirlerini beslediler. Mert NAz'ı korumaya aldı, tam bir çete havası var ikisinin arasında :) Geçen haftayı herkesin işleri ve yoğunluğu nedeniyle es geçtik, ama şimdi e-maili atıyorum, bu hafta inşallah bizdeyiz... PAzar günü ise Ozgun-Atilla-Ahmet ve YElda-Erhan'la Ozgunl'erde sabah 10:00- akşam 19:00 olan bir gün geçirdik. Biraz bizim emrivakimizle oldu, ama kimse de şikayet etmedi :)

Hafta içleri kaçamaklara devam ediyoruz ve Perşembe gecelerini fiksledik sayılır, yarın yine PErşembe, hayırlısı bakalım... Geçen hafta Ozlem-Cengiz'le yaptık Perşembe gecemizi. Bebek'te denize sıfır açıkhavada kahve bile yudumladık...
İyi geldi güzel şeylerden bahsetmek... Geri dönüp yazmak lazım, boşladığım blog dostları ziyaret etmek, gönüllerini almak lazım :)

16 Şubat 2009 Pazartesi

Bu haftasonu biz...


Bu Cumartesi oyun grubumuzu Liliput Cafe'de gerçekleştirdik... Sloganları gibi oldu, miniklere ğelence , annelere dinlence...
Naz Sabahın 6'sından beri ayakta olmasına rağmen tüm endişelerimi boşa çıkarıp beni utandırdı. Sinem ve Mert'le beraber gittik, yolda birbirlerine çubuk kraker ikram eden Naz ve MErt çok uyumluydu...
Neslihan- Doruk ve Devrim-Rüzgar çoktan varmışlardı. Naz hiç yadırgamadan arkadaşlarına katıldı, oyun ablalrını da sevdi ki nadiren yanıma geldi...
Top havuzunda beraber vakit geçirdiler, oyun evini de sevdiler. Beylerin ütü için kavga etmesi görülmeye değerdi, keşke büyüdüklerinde de böyle olsalar, değil mi hanımlar :) Naz tamir takımını sevdi... Tabi ki fırsattan istifade anneler olarak biz de iki laf etmeye fırsat bulduk. Bozcaada planları, hayalleri bile kurduk, kimbilir belki beceririz :)
Oyun evine girerken Mert ve Naz'ın elele tutuşması, Mert'in Naz'a " sen de gel" gibisinden arkasından destekleyerek beraber yürümeleri çok hoşumuza gitti. Sürekli görüşmelerinin meyvelerini topluyoruz...
Dönüşte yine Sinem ve Mert 'le döndük. Naz elinde krakeri 3. dakika uyuyakaldı , bu kadar dayanmasına bile şaşırdım doğrusu...
Pazar günü evden çıkamadık, ama bol bol lego oynadık , kitaplarımızı ve Meraklı Minik dergimizi okuduk...

Kızımın burun akıntısı hala devam ediyor. Uyurken nefes almakta zorlanıyor, bir kaç gündür saçlarını yıkamıyoruz bu yüzden, benim gibi sinüzite meyilli çünkü...
Bu sabah 5,30'da güne başladı. Az önce sızmış... Bu sabah beraber kahvaltı ettik. 2 gündür zevkle pancake yiyor, tarifini vermeliyim bir ara. Sade yiyor ama olsun, farklı bir tat sonuçta...
Ben hazırlanırken odasında oyun oynuyorlardı, yanına gittim vedalaşmaya, bu aralar tahammülü yok , eskiden " bay bay" yapardı... Baktı ki gitmek üzereyim oturdu kucağıma inmiyor, ses yok, görüntü var. İndiriyorum, hop pop annenin kucağında yine... Neyse artık kısaca vedalaşıp çıktım , kaçmamaya çalışıyorum yanından ... Zaten çıktıktan 5 dakika sonra aradığımda hep " oyun oynuyor " cevabını alıyorum şükür ...
Bu arada son 2-3 haftadır pozitif gelişme, Maya ile beraber odasında oynamaya alışmış olması. Odasına götürüyor bizi oynamak için ve kapıyı kapatıyor minik yaratık'ım... Buna en çok babası mutlu, hayali gerçek oldu... Şimdi odasını biraz daha rahatlatmaya çalışacağız düzen açısından, bakalım...
Posted by Picasa

11 Şubat 2009 Çarşamba

Son haftalarda oyun grubumuz...

Baktım ben geçen günlerimizi, gün gün toplayıp yazamayacağım, ya da yine destansı bir post olacak, en iyisi konu konu gideyim... Öncelik oyun grubumuzun:)
2 haftadır yazamıyorum, ama hız kesmeden buluşuyoruz, beraber oldukça daha güzel vakit geçiriyoruz.
Bir önceki haftasonu (31.01) Devrim'in ayarladığı Mygym dersine katıldık. Aktiviteler güzeldi, ilk başlardaki şaşkınlıklarını çok çabuk attı bizimkiler. Naz zaman zaman bağımsız takıldı grup aktivitelerinden. En çok eğitmenin onları bir sopaya tutturup sallandırdığı kısımda eğlendi, benim kızımın içinde bir serseri oğlan var, eğitmen kim ister bir daha diye sorunca adama doğu koşup elleriyle " gel gel gel" yapışı çooook komikti. Tramplenle tanıştı Naz, 3 ü zıp zıp zıpladı... Fikir güzel ama mekan uzak ve tam bir aktiviteye ısınmışken, istasyon istasyon gezmek oyun pistinde hem beni yordu hem Naz'ı sıktı... Ama yine de denemek harikaydı... Ama bu çocuk kalabalıklarda bir kere olsun arkasına dönüp "annem, babam nerede" demiyor, bir kere daha gördüm.

Bu haftasonu Naz ve Mert'i , Naz'ın sarkan ve değişen uyku saatlerie rağmen Airport Avm'deki Define adası oyun parkında buluşturduk...NAz için bir ilkti, Mert tecrübeliydi. Biz sonradan katıldık, ama yine çete gibiydiler, birbirlerinin yanından ayrılmadılar özellikle tramplenlerde. Sanırım eve bir tane alacağız :)

Bu haftasonu Devrim -Ruzgar ve Neslihan-Doruk'un da bizle olmasını umuyoruz...

P.S: Yaşasın kolajlar, bir taşla kolaja kaç foto sığarsa o kadar kuş...

29 Aralık 2008 Pazartesi

Mızmızım, mızmızsın,mızmızız...

Haftaici kar, haftasonu soguk tıkıldık kaldık eve. Alışveriş merkezi falan hastalık yuvası, daha da önemlisi karınca yuvası, insanlar üstüme üstüme geliyor. Parka cıkamadik ıslak havada. Kurtlu Naz iyice kudurdu tabii.... Son 4-5 gündür tepe yapan mızmızlık ve bağırma olayını dişlere vermek istiyorum, azılar kabardı diye, yok huy değişikliği varsa ayvayı yedik. O bayıldığım " anne" kelimesi istediklerini ifade etmek için oktav oktav yükseltilerek kullanıldığında benim de sabır katsayım oktav oktav düşüyor. Kızıyorum sonra kendime gerildiğim için, herkesi gerdiğim, kendimce Naz'a az kalsın küsmeye yeltendiğim için. Marina 'nın dediğine göre yalnızlarken bağırmıyormuş pek, bize mi tepkisi bilemedim gitti. Yavru kuş babasının " Naz yeter" uyarısını bile o kadar ciddiye alıp kafayı gömüyor ki en yakın yastığa ya da kucağa,içim sızlıyor ama arada sınırlarını da bilmesi lazım . Yemek yerken ne varsa mutfakta masasına toplamak istiyor küçükcadı ve tatmin olmuyor... Bak şimdi evi aradım, hanımefendi bağırmıyormuş bugün, kesin bize yapıyor.



Bu haftasonu oyun grubumuz vardı. Bu sefer Devrim-Ruzgar, Neslihan- Doruk da katıldı Naz ve Mert'e... Önce Naz'ın odasında birbirlerine alıştılar. Sonrasında beraber lego, oyun hamuru ve kuru boya aktivitesi yaptılar. Bugüne dek gerçekleştirebildiğimiz en kalabalık gruptu, buna rağmen konsantrasyon süreleri oldukça uzundu. Ara ara paylaşamamalar olsa da anneler olarak çok ustaca arabuluculuk yaptık :) Mert hepimize oyun hamurları, Doruk ise tahta puzzle'lar hediye etti. Saat 11:00 de buluşan grup 2 saat dolu dolu oyun oynadık. Saat 13:00 gibi öğle yemeği olarak domatesli makarnalarını yemeye çalıştılar. Bu hafta tembellik yapan evsahibi ben geleneksel havuçlu kekimizi yapamadım :( Hala bir masa-sandalyemiz olmadığı , Ikea'nın stokları yine bittiğinden, için tüm aktiviteler yerde gerçekleştirildi. 4 bebeğe parmak boya aktivitesinde yerde ve salonda mukayet olamayacağımız kararı çıkıp, parmak kuklalara sıra gelmediği için bu aktiviteleri bir başka grup toplantısında hayata geçireceğiz. Uykusu gelen Doruk ve Neslihan daha erken ayrılsa da kalan anneler ufaklıklar serbest vakit geçirirken kısa bir kahve keyfi yapabildik. Birbirlerine el sallayan minikler haftaya anneler becerebilirse tiyatroya gitmek üzere sözleştiler... Yine eğer anneler becerebilirse 02.01.09 , Cuma öğle yemeğinde bebeksiz anneler oyun grubu yapacağız, bu da bizim kendimize kıyağımız olacak bu hafta....

12 Aralık 2008 Cuma

Evimizdeyiz...

Evlenmeden önce de Bayram aileyle geçirilirdi ben de. Evlendim , bu sefer Bayramları bölüştük, ama yine aile ile ... Aileler uzakta, bu da bize bol bol yolculuk demek. Sadece geçen sene Naz'ın 2 aylık olduğu Ramazan bayramını İstanbul'da geçirmiştik çekirdek aile olarak ve alışkın olmadığımız içn patlamıştık sıkıntıdan. Dostlar ya tatilde ya da bizim alışkın olduğumuz gibi aile ziyaretindelerdi... Yine geçen sene son dakika değişen bir program nedeniyle çekirdek aile yılbaşı kutlamıştık, kısa süreli yılbaşı yemeğimiz süperdi ama Naz yduktan sonra ben de uyuyakalmıştım...
Diyeceğim o ki ; her şey aileyle , dostlarla güzel... Biz kalabalık seviyoruz , orası kesin... Kızımız da seviyor kalabalıkları, daha bir dilleniyor, şenleniyor... Bu sene iki Bayram da kuzenlerle, aileyle, dolu dolu geçti. Bugün aşkısı çalışacağı için dün öğleden sonra yola çıktık, gece yarısı evdeydik... Naz giderken gündüz yolculuğu yapmasına rağmen çok uysaldı ve favori yemeği köfteyi 1 porsiyon yerinde, İnegöl'de yiyince mışıl mışıl sektirmden öğleden sonra uykusunu uyudu.Oldukça soğuk olduğu için hep evde geçti, kısa süreli bahçe ziyaretleri hariç... Bayramın ilk günü kaşla göz arasında ufak bir kaza geçirdi, sehpanın birini itip üstündeki resim çerçevesinin üstüne düştü. Neyse ki sadece ufak bir sıyrıkla atlattık. Bol bol yemek yedik ve dinlendik. Marina yine bizimleydi, hem Bayram telaşında yardımcı oldu, hem ben dinlendim. Kızım doğumundan sonra görüşemediği kuzen, , amcası ve Yeşim ablası ile tanıştı, çok sevdi... Bir bayram daha böyle geçti...


Yılbaşı için ön planlar yapıldı bile, evi dolduracağız inşallah bu sene. Yenilecek, içilecek, muhabbet edilecek,kahkahalar atılıp, arada hararetli tartışmalar yapılacak ... Çok heyecanlanıyorum şimdiden... Hindi siparişini gecikmeden vermek lazım... Filizcim de geliyor İngiltere'den , belki onlar da gelir ( bu bir davet:))

Bu arada tatile çıkmadan önce bir araya gelen oyun grubu ile ilgili ufak notları vermeden olmaz; Naz ve Mert' bu hafta Rüzgar da katıldı... Mert ufaktan sıkıntılıydı, annesinin kucağında huzur buldu bir ara- haberleşmedik Bayram'da inşallah iyidir- Rüzgar keşifci, Naz ise her zamanki gibi özgürdü :) Naz ve Mert, artık iyice tanıyorlar birbirlerini... Önce sarıldılar ve 2 çadır bir tünelden oluşan devasa oyun çadırında oynadılar beraber uzun sayılabilecek bir süre...Dans ettiler, org çaldılar ama bolca serbest vakit geçirdiler diyebilirim. Sinem'in harika browniesini yediler beraberce masada. Sona doğru Naz kim nerede umursamadan tüm odaları gezdi durdu, boşuna ozgur kız değil :O