naz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
naz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2012 Pazartesi

Nerde başladığı nerede bittiği belli olmayan bir yazı...

Son 2,5 yıldır, yani Naz 2 yaşına geldikten sonra blog yazılarımın, telefon konuşmalarımın ve tabi kaçınılmaz olarak sonu ona bağlanan tüm sohbetlerimde hep aynı giriş “ Naz’ı artık takip edemiyorum, o kadar çabuk büyüyor ki…”
Evet , kendimi tekrarlıyorum, ve muhtemelen tüm anneliğin ortak lisanını konuşuyorum.
Bir kan pıhtısıyken, içimizde can bulan/verilen, ama doğduğu andan bir o kadar da kendine münhasır ruh taşıyan bir varlık dünyaya geliyor. Canlıların içinde en muhtacı olarak belki de; ayağa kalkamaz, sizin yardımınız olmadan sütü koklayıp yerini anlasa da ona ulaşamaz, tuvalete gidemez.. vs liste uzar gider. Bu canlı ortalama bir yıl sonra konuşur, yürür..vs, ortalama iki yıl sonra sohbet eder, tuvalete gider ve kafa tutar. İşte o kafa tutma aşamasıyla beraber, bir de benim evladım kadar çenebaz, dediğim dedikçi ve üstelik her hareket ve talebini kendince mantıklı bir dayanağa oturtuyorsanız, işiniz iştir. Önce reddederiz, biz de tutarız kafa, sonra dinginlik gelir, kabullenme başlar, onunla işbirliği yapmazsanız şansınız yoktur. Arada onun da kazanacağı durumlar yaratıp ruhunu okşayıp işleri yolunda tutmaya çalışırsınız. Ha tabi bu arada evde bu küçük varlık kaynaklı karı-koca anlaşmazlıkları kaçınılmazdır.
Şimdi yukarıdaki ideal geçiş durumunu yakalayamamış bir anneyim ben. Boğa burcu, son  5 yıldır yönetici, kızının ilk 2-3 yılı eşi hayatının yarısını yurtdışında geçiren , ailesi şehir dışında ve her an destek vermeyen bir kadın olarak elimden gelenin en iyisini yaptığımı da belirtmek isterim. Pek çok cephede savaş veriyorum; işte , evde, bakıcılarla, koca kişisiyle, ailemle, zaman zaman arkadaşlarımla bile J
Savaşlar gün içinde ( Murat okusa kızacak ama buradaki savaş “challenge” tadındadır ) , sabah evde taze kafayla geçen zaman az, sonrasında hep bir yetişme telaşı, motoru takıp direk turboya bağlıyoruz. Zaten evdeki sabah taze kafası tuvalete gitmeme, hazırlanmama, kahvaltı yerine oyun isteme gibi sebeplerle 15-20n dk sürüp sonra mücadeleye dönüyor.
Akşama ise cephe dönüşü çok azınız kalıyor eve. Neyse ki gelince sadece çocuğuyla ilgilenmek zorunda olan şanslı bir kadınım ama onu bile doğru dürüst yapamıyorum bazen. Sabrım ve tahammülüm zayıf, en ufak ayak diremeyi ben de dirediğim için savaşa dönüştürüyorum. Sesim yükseliyor zaman zaman, bazen ağladığım da ağlattığım da oldu. Ama yine de tüm bunların sebebinin o değil, sergilediği bir davranış olduğunun altını çizmeye çalıştım, umarım başarmışımdır… Biliyorum ki pek çok çalışmayan anne, aynı olmasa başka cephelerde benzer savaşlar veriyor, kıyas mümkün değil, elma ile armut gibi farklı ama bir o kadar da aynı familyadan sIkIntılarımız var.
Bu ideal olmayan ama gitgide ideal olma yolunda ilerleyen ilişkimizde, bir avuntu ya da övünme değil, ama en azından benim bir şahsi hissimdir ki, kızım benim işimi, sorumluluklarımı ve duruşumu anlıyor ve saygı gösteriyor. Bunu bana hep hissettiriyor. Toplantıya giderken başarılar diliyor, onu kreşten son çocuk olarak aldığımız 2gün “ üzülme, hiç sIkılmadım” diyebiliyor benim yüzümü görünce, eskiden biz uyurken sinirlenen çocuk, yanımıza sokulup uyumasa da sarılıp 1 saate yakın bizimle yatıyor haftasonları …vs.  Bir de aşağıdaki kadar düz mantıklar kurup, kişiliğini her yerde yansıtarak bizi şaşırtıyor;
Victoria Secret vs Maroon 5 izlerken; “Anneciğim, bayanlar güzel, erkekler de yakışıklı, değil mi?”!!
Nihayet kendimi tutup “kadına bak” değil de “bayanın yaptığını görüyor musun? “ deyince trafikte,
“ Aferin anne, çok güzel davrandın, 10 puan” !!
Her sabah bana hazırlanırken kök söktürdüğü halde , okulundaki portfolyo toplantısına giderken biraz geç hazırlandık diye, ellerini beline koyup “ bu saatte hala hazırlanmadığınıza inanamıyorum” !!
Ben seyahate çıkarken “ sen ben yokken bu evin küçük hanımısın, sofra ve düzenden sorumlusun “ deyince, babasına dönüp “ bu evin hanımı artık benim, benim kurallarıma uyacağız” !!
İstemediği birşeyler yapmak zorunda kalacağını hissettiğinde “ ben artık bu evden gidiyorum, komşuya gideceğim, onun torunu zaten yaramaz, bana da bakar, artık sizin çocuğunuz olmazsa çok üzülürsünüz”!! ya da “ bunu yapıp çok üzülmemi/aç kalmamı/ mutsuz olmamı ( artık duruma ne uygunsa), ölüp , naşka bir dünyaya gitmemi m istiyorsunuz?”!!
TV izlemesine uyku saatinde izin verilmediğinde yine evi terketme tehditiyle beraber “ gece gece gidemem, sabah uyanınca gideceğim” diye eklemesi!!


Tabi bu bilmişliklere ilave kendi kendine yetebilme yetisinin artması, boyu kendinden kısa olduğu sürece yaşı farketmeden herkese ablalık taslaması da cabası… 

P.S: Yukarıdaki satırlar bir hafta önce Barcelona dönüü yazılıp ancak yayınlanabilmiştir...

26 Aralık 2011 Pazartesi

Tarihe gözlüklü bir not...

Tarihe not düşmeyi unutuyorduk bu aralar;

13 Aralık 2011 tarihi ile Naz gözlüklendi... Aslında dizindeki problem için hastaneye gittiğimizde, göz dr'u yüksek bir ölçüm alınca söylemişti ama bir göz kliniğine gitmeyi bekledik.
Bir gözü 1,25 diğeri 0,50 hipermetrop astigmat...
Üstelik sol gözünde oldukça büyük bir arpacık denilen kistik oluşum da vardı...
Korsan bantı ile daha tembel olan sol gözünü çalıştırıp, gözlük takacağız şimdilik...

3 yaşına dek TV izletmeyelim deiye kastık, sonuç bu, ben hala inanamıyorum...

8 Aralık 2011 Perşembe

Farkındalık fark yaratır mı? 2

Attım biraz karamsarlığımı, ama vur patlasın çal oynasın değil ki hayat, elbette var tereddütler, sorular , ama geçen gün okuduğum 2 satır iyi geldi klişe de olsa: “Ya bugün son günü olsaydı hayatın?”
Eee tabi bu lafa sarılıp yaşasam, su an Naz’la ilk Uzakdoğu uçağına atlardık herhalde . Severim ben oraları, genelde de tatilleri orada geçirmeyi. O mutlu yürekler, azla yetinmeyi felsefe hatta din yapmış insanlar iyi geliyor ruhuma. Ya da Barcelona’ya beraber dil öğrenmeye, orada 1-2 ay yaşamaya…
Son Tayland selinde koca kişisi oralardaydı, yine yeniden,  o yüzden bolca televizyondan takipteydik . Adamın teki evinin çatısında balık tutup, kocaman gülümsemesiyle “ Yemeğimiz bol, daha ne olsun” tadında şükrediyordu. Diyeceğim şu ki;

Ders almak lazım hayattan. İlla ki yaşamayı beklemeye gerek yok ki adam olsak. Ama illa musibet nasihatten iyidir felsefesini güdüyoruz .
Okuyoruz blogları- kitapları- anneleri- kariyer sahiplerinin öykülerini- fantastik de olsa romanları-felsefe kitaplarını-klasikleri …
Ne öğrendin Elif ? Koca bir hiç var elimde… Kendime de başkalarına haksızlık etmek ne haddime; ama okuyoruz okuyoruz , sonra hepimiz yine aynı yollardan tökezleyerek geçiyoruz. Ama elbette bunda bizim anlamadığımız anlayamadığımız bir yüce amaç var bence de… Her yolda hepimizi farklı yerlerimize yaralar alıyoruz, farklı çıkarımlar yapıyoruz. Hepimiz kendimize göre şeyler öğreniyoruz. Yoksa tabi okudum okudum, hala da okuyorum , anlıyorum da şükürler olsun,, ama yine de DERS ALMIYORUM…

Herşeyi tam yapmak için yemek tarifi tadında okursan, bir p.k öğrenemezsin tabi. Amaç zaten okuyup aynısını gerçekleştirmek değil zaten ama bir de kucakta taşınan karpuz gerek sayısal gerek boyutsal boyunu aşmaya başladıysa, vay sana vayyy...

Hayatımın hep boyutunu hem içeriğini kontrol edemediğim şu günlerde, hıncımı neyse ki çocuğumdan uzaklaştırıp, onun bir çocuk olduğunu kabul edip ;

zamanında ve yeterli yemek yemese de
her akşam saat 19:0’Da değil 20:00 da yemeğe oturabilsek de
her gece saat 08:32’de değil de 9’u geçelerde uyusa da
bazen kafam kaldırmadığında televizyonu açsam da
sabah kahvaltısını yemeği reddetse ve ben yedirsem de,

 bunların dünyanın sonu olmadığını ve annelik karnesi diye bir şey  olmadığını anlatıyorum kendime…

4 yıldır kendi yatağında uyuyan çocuğun,  haftada 1-2 “yanıma uzan anne “ dediğinde beni özlediği için yaptığını,
Tam yatmışken su istediğinde, slında belki de gerçekten susadığını
Oyuna dalıp çişini küladuna damlattığında, cidden çok iyi vakit geçirdiğini
Yemek yemek istemiyorum çok yorgunum dediğinde, benim onunla ilgilenmemi istediğini
TV izlerken  beni görüp duymadığında, benim de günde yarım  saat hakkım olsa başka birşeyle ilgilenmeyeceğimi

Hatırlamaya çalışıyorum.

Evet control freak anneyim ben. Fazla okumuş, fazla idealist ve mükemmeliyetçi, herseyi kitabın göre yapmış çok da güzel sonuçlar elde etmiş , ama asıl güdülerini dinlemesi gerektiğini test etmiş öğrenmiş bir anne.

Kendime yönlendirdiğim hıncıma gelince…
O da geçecek hesaplaştıkça kendimle, ama artık farkındayım ki kendimle hesaplarım, kendimce fedakarlıklarım, bencilliklerim, egolarım..vs kimsenin sorunu değil.
Hele ki sadece çocuk olan çocuğumun…

Seni seviyorum kızım….

2 Aralık 2011 Cuma

Farkındalık fark yaratır mı?

Bana yanyana olduğumuz her an yapışması,
Eskiden ufak teşvikle de olsa kendine kendine yerine getirdiği tüm görevleri görmezden gelmesi
Yemeklerin 1 saate uzaması, ben yoruldum siz yedirin diye tutturması
5 dakikada sohbet, muhabbet uyumak yerine, sürekli beni yanına yatırması…vs

Ve bunların karşısında benim tahammülümün, hayatın yüküyle beraber gitgide zayıflaması, zayıfladıkça üstüste yaptığım hatalar, hatalarımın iç huzuru fena şekilde bozması, bozuldukça en başa dönüşler...
Bu kısır döngü bitirdi beni bu hafta, yorgunum …
Bir parmak şıklatmasıyla düzeltmek istiyorum ya da burun hareketiyle tüm durumu. Yeniden yazmak istiyorum gidişatı.
Elif’te diyor ki yazar aynı kelimelerle olmasa da; “Zaman akıp geçmiyor, zaman değişiyor sadece, geçmiş olduğu yerde duruyor”

İşte bu kadar içime dert olan bu Naz’ım, ya benim tahammülsüzlüklerim senin unutmayacağın yaralara sebep oluyorsa körpe beyninde, yani beni, benim yaptığım gibi yargılarsan ileride.
Bil ki yaptıklarımda olduğumdan kat kat içtenim, sana sarılıp “ Seni çok seviyorum” dediğimde… 

26 Kasım 2011 Cumartesi

Diller pabuç

Sözümü tutmaya geldim.
Naz, en iyi arkadaşım, bu aralar beni çok güldürüyor. Kelimeleri ne kadar cabuk kaptığına inanamıyorum. Çok gülüyorum , bazen de beni çok düşündürüyor, çünkü çok dikkatli olmamız gerektiğini farkediyoruz. Bugün bir kaç işimizi halletmek için gittim Torium'un ana baba günü otoparkında turlamamdan sıkılmış olacak ki;

N: Anne , dur dur, gel geri, geri , geri, geri...
A: Ne oldu ki?
N: Boş yer var
A: ( Geri gelir) kızım sığmaz bizim kamyon oraya
N: Sığar sığar, inip sana gel gel yapayım mı
A: !!!!

A: Yol benim, önüne baksana, ö... ( evet yine kactı ağzımdan)
N: Çok kaba davrandın, ebnce gidip özür dilemelisin
A: Haklısın, ne demeliydim? ( konuşmanın yönünü değiştireceğim ya aklımca)
N: Abicim, ltf bize izin verir misin? geçmemiz lazım
A:( Utanır, başka ne yapsın ki)

A: hadi gel tart yapalım
N: ( Çizgi film izlemektedir) Şu an çok meşgulum, bence kendin başarabilirsin
A:!!

A: ( Şönine maşasını kapan Naz'a) Ne yapıyorsunnnnnn? diye sesini yükseltir
N: Kaba davranmamalısın. Çok abartıyorsun, ben tam 5 yaşındayım...

Her an bir kayıt cihazı ile gezmek istemekteyim, mümkün mü?

23 Kasım 2010 Salı

Kontrolu kaybetmiş anneye "kendine gel" konulu ilk ders...

Bayram, Tatil, Naz, sabır, yaş 3 aylık bir cadının annesi olmanın delirmenin eşiğindeki dayanılmaz hafifliği… konularında yazmayı düşünürken dün akşam “ artık dellenme azıcık, kendine gel “ dedirten cinsten, hep paranoyaklık yapıp korkusunu yaşadığım bir şey oldu…
Naz banyoda kilaitli kaldı…
Küçücük havalandırma penceresi hariç, kapıdan başka çıkış olmayan bir banyo bizimki…

Yine dellendiğim, kontrollu olup time out yapmaya karar verdiğim bir akşam yemeği sofrasında, Naz yine 2 aşağı bir yukarı 2 amut 2 takla beni test ederken, sınıfta kaldım.
A; “Kalk sofradan ltf” ” time out odaya”
Naz ; Tamam , ben de hamur oynarım odamda ( zaten koymuşkafaya yememeyi)
A; Benim odamda bugün o zaman molan
Naz; Olur yatakta zıplarım
A; O zaman banyoya

Ve Naz daha banyo kapısından girerken kapıyı kapatır, omzunu silker, kilidi çevirir…
Ben sakin ama renk uçmuş, yardımcım kapıda yanımda titriyor ama benden çekinip susuyor…
Başlıyorum konuşmaya, oradan buradan, arada “ buradayım, korkma “ diyorum, hiç susmuyorum…Naz her dediğimi yapıyor şükürler olsun, kilidi çevirmeye çalışıyor… Murat yok. Kapıcıyı çağırıyorum, Naz’a banyo minişlerini al tartıya çık akç kg olmuşsun diye oyalamaya devam ediyorum…
Korkma , şimdi kapıdan ses çıkacak diyorum Naz’a, kır kapıyı diyorum Ahmet Bey’e… Deniyor ama kapı sağlam… Çilingir, numara, kaç dakikada gelir falan hesaplarken, kapının esnediği fark ediyoruz… Ahmet Bey kapıyı esnetiyor tüm gücüyle milimetrik alt delikten Naz anahtarı itiyor ama o da ne ? Girmiyor kilide anahtar…

Murat telefonda sökün kilidi, çilingir de onu yapacak diyor, bir yandan yanımıza gelmek için çıkmaya çalışıyor olduğu yerden.
Söküyoruz ama anahtar oturmuyor kilide , yardımcım “Abla, deiiği kapayan ahşabı oysak belki oturur kilit “dedi
Başladım tınaklarımla tornavidayla uğraşmaya, ama susmuyorum hiç Naz’a….

Ve mucize oldu açıldı kilit… Ben de bıraktım kendimi, üstümden kamyon geçmiş gibi… Naz güle oynaya çıktı, şükür olsun… Ağlamadan, sinirlenmeden, söz dinleyerek…
1 saat sonra dökülen sıvaları temizlerken Reyhan, bu sefer kilidi dıştan çevirmiş Naz kızın üstüne… Banyonun önünden geçerken baktım Naz kapıda “ Korkma canım, buradayım “ diye banyo kapısına konuşuyor…

Güler misin ağlar mısın?

26 Ekim 2010 Salı

Değişmeyen tek şey değişimmiş...

Yaz bitti, mevsim değişti, biz de değiştik…

Tatiller yapıldı, hem Naz’lı hem Naz’sız… Hep beraber kısa bir Asos kaçamağı, sonrasında Bayram’la birleştirip, Naz’ı Mersin’e el öpmeye gönderip biz Madrid- Endülüs ve Barcelona…
Tam bir hafta boyunca bizsiz anneannesinde kalmayı başardı. Bu sene korkmuştum oysa, çok aklı selim ve kararlı tavır sergilediği için, bir inat ederse kendimi İspanya’dan dönmeye hazırlamıştım… Oysa çok uyumlu davranmış, son günlerde Ayşe’nin ablası olan oyun kimliğime ithaf ederek “ Ayşe’nin ablası çok güzel, az kaldı gelecek “ diyerek Ayşe’ye teselli vererek ifade etmiş özlemini sadece…
Herkesin okula gitmek istemeyen çocuk sendromu ile uğraştığı şu günlerde, biz okuldan eve gelmek istemeyen Naz’la uğraştık. İkinci haftanın sonunda kendisi tüm günü okulda geçirip, okulda uyumaya karar vermiş olup öğretmeni, müdürü, bakıcısı ve bana rağmen okulda kaldı, okulda uyudu…
Ertesi günlerde okula bırakırken , tüm telkinlerim sonrası nerede uyuyacaksın sorusunun cevabı “ okulda “ idi, ama neyse ki sorunsuz döndü sonraki günlerde.

Ben tam bu da nereden çıktı derken, inancımı güçlendiren bir olay patladı… Naz’ın tonton ayısı , bir tanecik ablası çok acı bir haber aldı, eşini kaybetti ve apar topar gitti…. Ona üzülmekten ve teselli etmekten kendi derdimize düşemedik. Pazar akşamı ablasını uçağa bindirip, Naz’ı sakinleştirip, Pazartesi sabahı çaresi ama bir yandan da çok yukarıdan haftalar önce bir mesaj geldiğine inanıp Naz’ı tüm gün kreşe bıraktım.
Hiç yadırgamadı yavrum… 3 yıl bakıcılarla, üstelik her birinden memnun kalsam da , sık sık değişmek zorunda kalan bakıcılarla, çalışırken aileden uzak bir çocuk büyütmeye çalışan ben , bir kere daha böyle bir çocuğum olduğum için şükrettim…
Yine şükrettim ki anlayışlı ve saatlerimi kendimin ayarlayabildiği esnek bir işyerindeyim… 1 aydır Naz’ı okula bırakıp işe geliyorum, 4 gibi çıkıp kızımı alıyorum…

2 haftadır, babanın yokluğunda anneannem, benim 75’lik ama çınar ağacı gibi güçlü anneannem yalnız bırakmadı bizi, can yoldaşı oldu…

Naz elbette etkilendi... Tabi ki büyüdü, zaten empatik diye düşündüğümüz beyni, daha algılayıcı , daha cevaplayıcı , daha tepkili. Babasının da yokluğu da tuz biber ekti… Benim sinirlerim yıprandı, bazen kendimi aynaya baktığımda tanıyamaz oldum, Naz ‘a bu kadar sert davranabileceğimi düşünmemiştim, üstelik bana en çok ihtiyacı olduğunda… Sonra kendime geldim…

Bir yandan empatik, naif, kırılgan bir yandan da, cinocin… Mesela;

Babasıyla oynarken, herkesin yumuşak tarafını kavramış olan Naz , hemen babasının yanağını sever “ Sen şimdi bana Baby Tv de açarsın” diye oltayı atar…
Aslı’ya “ seni çılgın seni” diye parmak sallayıp şakacıktan kızar… Aslı’yı görünce çığlığı basar, ne olduğunu sorunca da” Çılgın teyze geldi, çıldırıyoz” der…
Sık sık bizi bir araya toplayıp “hadi sohbet edelim” demekte… Argo deyimle “ paso muhabbet” bizimki, nadiren susmakta…
Sabah krepini yerken “ Annecim, gerçekten senin yaptığın krep çok lezzetli, zaten çok severim , bilirsin “ gibi kendinden beş karıl büyük cümleler kurmakta…
Yemeğini yarıda bırakıp “ Annecim…. Ben başka cocuklar aç kalmasın diye onlara bıraktım” diyebiliyor…

Yeni birileriyle tanıştığında “ Merhaba, ben Ayşe’nin annesiyim “ diye tanıtıyor kendini ve evdeki çok sevgili çocukları Ayşe, Efe ve onların küçük kızkardeşlerini tek tek anlatıp yaşlarını , hangisinin büyük hangisinin küçük olduğunu dakikalarca anlatıyor…
“ Bir kitap okumaya ne dersin, dansetmeye ne dersin…” gibi önerilerle bizi dumura uğratıyor.
İnanılmaz bir hafızası var, aylar hatta bir önceki yıl ki olayları bir an hiç olmadık bir anda , tek tek anlatıyor….
Hafızası yeni şarkıları çok kolay öğrenmesini sağlıyor.. Haftada en az 2 yeni şarkı ile sahnemizde, beklerizJ Küçük Ayşe, sonbahar, 2 küçük kedi, kırmızı balık… vs favorilerimiz…
İnatla tutup tutup tuvalate gitmiyor , sonra ufacık damla kaza olma arifesinde zor yetişiyor tuvalete… Sonra bana şunu diyebiliyor “ Anne… Lütfen bana aşk olsun deme, bir damla kaçtı sadece” !!!
Yemek sofrasında “ ama duamızı etmedik “ deyip , okulda öğrendiği şu duayı söylediği gün, fark ettim ki bebeğim büyüdü;
“Allah’ım sana şükürler olsun, soframız bereketle dolsun, yediklerimiz şifa olsun , hepimize yarasın, afiyet olsun”…

Kendimi kaybedip bağırmaya başladığımda , uzun kirpikler altından mahzun mahzun bakıp, kalbini tutup “ Bak anne , kalbimi kırdın, nereden çıktı bu bağırmak” diyebiliyor, ve ben o an kahkahaya boğuluyorum… Sonra da “ hadi benden özür dile “ deyince beni kendime getiriyor…
Bana anneliği, arkadaşlığı, ebeveynliği öğretiyor bacak kadar boyuyla ama pabuç kadar diliyle…

Bir de şu otomatiğe başladığı ağlak “ anneeee anneee” şarkısını dilinden söküp, ebeveyn sağırlığını aşarsak, rayımıza girmemize beş kaldı…

Şimdi 29 Ekim kaçamağı dönüşü, ev- iş- okul… vs organizasyonunu sonuca bağlayıp, kış rutinimize girmeliyiz…

Şunu itiraf etmem gerek, uzun zaman sonra son bir aydır , tüm zorluklara rağmen ilk defa çekirdek aile olmayı hissettim… Bir kere daha şu sözleri tekrarlıyorum;

"Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" Şems/ Aşk/ Elif Şafak

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Sokakçılar bizi....










Yazdım, yazdım, bir baktım kaybolmuş…
Ama üşenmek olmaz , notları düşmek lazım…

Babasına iyice düşmüş olan bu küçük hanımın, babasının geçen seyahat süresince girdiği sendromu dinginleştirmek için için dişimi tırnağıma taktım, büyük fedekarlıklarla J!! Eve adımımızı atmadık J Hafta içi bile 4 gün akşam sokaklardaydık… Yeşilköy’de açılan Ozsut bizim için harika bir kaçış oluyor, çocuklar parkta biz anneler de yanlarında sohbet, Rönepark^da ayrı bri güzellik, bu sene hiç gitmiyorduk, vesile oluyor gidiyoruz bu aralar…
Florya’da Sesto Senso da çok geniş bahçesi, hamakları çimenlerde çıplak ayak gezme imkanı ve nefis yemekleri ile harika… Biz bu hafta hepsini yaptık… Bizim çete , hem anneler hem de çocuklar çetesi hep beraber takıldık :) Cumartesi akşam bu son halleri…



Akşam üstleri oyun grubuyla parkların tadını çıkaran Naz haftasonu bol bol bana eşlik etti yine. Teyzesi yine Naz’a getirmiş oyuncakları , arada işe gitse de bizi yalnız bırakmadı haftasonunu bizimle geçirdi. Pazar günü olmazsa olmaz yüzmemize de gittik ve dönüşte yemek sonrası evde Toy Story 2 ile sinema keyfimizi de yaptık, haşlanmış mısır eşliğinde…


Bu kadar aktivite özeti yeterli, asıl içerik mühim ;

*Kiraz yerken çekirdeğini de hüpleten Naz , bir panik göbek deliğini çekiştirmeye başlar “ dur bakim çıkarayım çekirdeği” diyerek
*Parktan , başka parka gitme bahanesiyle ayrılan küçük hanım, pardon “büyük hanım” , benzinimizin bittiği ve eve gideceğimizi duyunca koyar tepkiyi ; “ Benzin bittiyse benzin istasyonuna gidelim, eve değil”…
*Teyzesi hamakta ona masal anlatırken uyuklamaya başlasa da “ eee bebeğim” kısmına gelince masalda, uykusundan ayılıp “ ben bebek değilim, ee abla demelisin” diyecek kadar takık küçük- büyük olma durumuna
*Pazar gecesi tuvalete kalktığı için sinirlenip bağırarak ağlamaya başlayan Naz, ışığını açtırıp, benim odama transfer olunca, rahatlar “korkma anne, ben yanındayım “deyip bana sarılıp uyur … Tabi iki saat geçmez yine odasına gider.
*Suflörlüğe aynen devam, “ ne oldu?, sen ne dedin? Sen öyle deyince o ne dedi? “ “ Ayse bana “ üsüdüm” desin “… Kafasındaki dialogları dikte ettirerek yaşıyor adeta…
Kendini ifade etmesi, güveni gitgide gelişiyor… Bazen şikayetlenip bana gelse de, geri gönderiyorum aynen, “sen çözebilirsin” gazıyla, şimdilik işe yarıyor, bakalım …
Aşağıdaki Naz'ın tiyatro ekibi :)


A; Naz’cım lütfen giyinir misin, gitmemiz gerekiyor
N; Ama ben Ayse’yi giydirmeliyim önce, Aaaaa ( seni tiyatrocu seni)

Cimcime seni, cimcime…
Bu akşam da istikamet Rönepark Devrim-Rüzgar'la , hadi bakalım...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Büyüdün be mucize...


Hergün ayrı macera…

Ara verdiğimiz bu dönemde çok değişiklikler oldu bizim “ abla” da , “büyük hanım” da, “ Ayşe ve Efe’nin annesi” nde…
Bunların hepsi bizim Naz, kendisine böyle hitap edilmesinden hoşlanıyor.
Bakıcısı Ayşe’nin anneannesi, ben Efe’nin anneannesi.
Ayşe sürekli Naz’a eşlik ediyor, Efe ise sürekli banyo yapıyor…
Bu aralar aramıza Tonton Ayı da katıldı… Evde sürekli tiyatro durumu var anlayacağınız, yönetmen ve suflör koltuğunda Naz …
Hayalgücüne inanamıyorum bazen…
Geçen gün almış beni karşısına ciddi ciddi “ Tonton Ayı bugün ormanda yanıma hiç gelmedi, çam ağaçlarının arkasında Koca Kurt’la elma topladı” diye heyecanlı heyecanlı anlattı.

Büyüme olayına takılmış kafası, uykularında bile rahat vermiyor, bazen sayıklıyor “ ben büyüdüm” diye ya da dünkü gibi arabada uyuyakaldığı için pijamasını değiştirmemize bile izin vermiyor. Kafayı gözü sağ sola vura vura “ bana bebek muamelesi yapma” diye diye pijamasını kendi giyiyor…

Geçen gün banyoda bakıcısına bizi şikayet ediyordu ; “Anne-baba bana bebek muamelesi yapıyor” diyerek. Babası yanına gidip “ kim ne yapıyor kızım? “ deyince “ Annem bana bebek muamelesi yapıyor”” diye yanıt verdi… Ben gittim” neler oluyor” diye, gülümseyerek koştu yanıma “ Sana krem sürelim mi” dedi!!! Bu yaşta bu yönetme becerisine şapka çıkardık J

Naz Mayıs’ta İğneada gezimizden beri geceleri de bezi bıraktı.. Şimdilik iyi gidiyor. Bakıcısının da bu konudaki hassasiyeti hayatımızı çok kolaylaştırdı. Kazalar arada bir oluyor ama şimdilik geri dönüş gerektiren bir durum yok , bakalım.

Bu yaz sürekli havuzdayız, yağmurlu güneşli, sabah akşam fark etmez haftada 4 gün yüzmeye gidiyoruz ve Naz 3 haftadan beri kolluklarıyla yüzebiliyor… Suya bayılıyor oldum olası ama artık haftasonu, hatta bazen hafta içi akşam da yüzme rutinleri bizi direk yüzme konusunda körükledi… Kendini suya sırtüstü bırakıyor yatıp dinleniyor ve hatta büyük bir azimle gözüne kestirdiği mesafeleri kendi çabasıyla aşıyor… Sonra da saçını kuruturken duş sonrası kucağımda uyuya kalıyor ...


Yazamıyorum gün gün o oldu, bu oldu... Hem fırsat olmuyor hem Naz büyürken ben de değiştim... Bu yaşına dek, hareketlerine , dediklerine takılırken artık karakterindeki değişikliklere takılır oldum . Şaşkınlığa düşürüyor sözleri, şaşırtıyor , düşündürüyor.
Geçen gece uyuturken " kapat gözlerini, iyi şeyler düşün, ne görüyorsun" dediğimde, " Seni görüyorum anne" dediğindeki gibi...
3 yıl dolmak üzere, ve ben inanmıyorum büyüyen mucizemize... Doluyorum doluyorum... Kendime dert ettiğim, sıkıntı yaptığım herşey küçülüyor gözümde...
Sadece iyi ki varsın diyebiliyorum....

28 Nisan 2010 Çarşamba

32 ay...



Gittik, geldik...


Tedbil-i mekanda değil ama beraber olmak da ferahlık varmış...




Bol bol Naz'a güldük... Boyundan büyük laflarına, elini ağzına kapatıp " hıhıııı çok komik, di mi" diye kıkırdayışına, havuzdan çıkmamak için kendini yerlere, pardon, sulara atmasına, "anneeeeee" diye inleyerek gelip minik bir kedi yavrusu gibi sürünmesine, kendini sürekli bana taşıtmak istemesine, tanımadığı masalara sırf parkta tanıştılar diye yaşıtlarının yanına gitmesine ve onaları bizim masaya getirmesine ve bizimle tanıştırmasına, odada vakit geçirmekten keyif almasına, kendi deyimiyle "cıplak cıplak" yatağında dinlenmesine...



Heinz'da artık gediklisi olduğumuz için , kendisine sorulan " başka ne istersin" sorusuna " bal" diye atlayan Naz'a ben " üzerine yersin kızım" deyince eliyle üstünü tutup" üstüme istemiyorum", sonra da " ağzını gösterip "ağzıma istiyorum" demesi artık soooooon noktaydı...


Bir kamera lazım, her anını çeken... Çok esprili bir çocuk oldu. Bebek zaten demiyoruz , ama kreşte resepsiyonda onu teslim ederken , uyandığından beri tuvalate gitmeye ikna edemememden mütevellit kendisine sessizce " çişin gelince öğretmenine söyler misin?" hatırlatmama alınmış olacak ki, dün gelen anneannesi ve benim anneanneme ( Naz'ın büyük babaannesi ama, öyle söylüyor) " Annem bana bebek muamelesi yapıyor" ( evet, evet muamele...) diyebilen bir kişilik oldu... Kendi kararları, doğruları ve istekleriyle bir kişilik...


Artık restoranda o da menu alıyor, karar veriyor... Okula giderken ne giyeceğine kendisi karar veriyor... Resim yaparken hangi malzemeyle çalışacağını seçiyor... Hatta benim ne giymem gerektiğini söylüyor...

Benim kızım büyüyor...

22 Nisan 2010 Perşembe

Sana mektup...

Sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum bazen, bazen yeterince iyi bir anne olamadığımı...
Her anne yaşar biliyorum, ama ben çalışan bir anne olmanın hem fazlalığını hem eksikliğini yine uçlarda yaşıyorum...
30 oldum kızım , ama 15'imde gibi uçlarda yaşamaya devam ediyorum duygularımı.
Son 1 yıldır, biraz yorgunluktan, biraz kendi üşengeçliğimden , biraz da kaldırabileceğimden fazla yük taşımaktan omuzlarımda ; seni emanet ettiğim için başkalarına iş dışındayken de...

Gamlı baykuşum ya, gamımı dağıttım çevreme yer yer... Tahammülsüzlük en kötü özelliğim, biliyorum bunu, sana da tahammülsüz olduğum dönemler oldu...

Şimdi yeni bir dönemin başlangıcındayken telafi etmeye çalışıyorum eksiklerimi... Bir bir kendi yüzüme vurarak , belki de cezalandırıyorum kendimi.

Ama en büyük korkum senden çalmak, hep seni seven, senin sevdiklerine ve gözüm arkada kalmayacak şekilde seni emanet etsem de hep bir yanımı sende bıraktım ... Ve hep korktum; sen de bir yanını ben de bırakıyorsun, tam olamıyoruz diye...


Sana verebileceğim en büyük tavsiye; Gamlı baykuş olup , "Akıl planlar kader güler " sözünün doğruluğuna inat gitme... Hep pozitif, hep pozitif ol... Güzel mesajlar gönder çevrene ki, güzellikler sana gelsin... Gül, şimdi olduğun gibi, hep gül... Hayatı bir oyunmuşcasına oyna, bir yarışmışcasına koşturma...
Kimin ne dediğinin önemi olmasın, sadece iç sesinin sesini dinle... Bu lafa inat , biliyorum başta ben, çok ses duyacaksın... Duy hepsini, tıkama kulaklarını... Hepsini süz önce kalbinde, sonra beyninde, tart sonra... Ama unutma gönlün razı olmazsa, beynin kararı verse de tatmin olmazsın... Mutluluk da iç tatminle geliyor hayatına, yaşadım da biliyorum kızım...
Hayat bebekken bile bir mücadele, büyükdükçe mücadele büyüse de , bunu bir oyunmuşcasına karşıla, oynarken yanına sevdiklerini de al... Ben zaten orada olacağım.
Seni seviyorum...

25 Mart 2010 Perşembe

İlk resim sergisi...






Naz'ın ilk resim sergisi ... Parmak boya, pastel ve sulu boya ... 1 haftadır açık, evimize gelenler mecburen ziyaret ediyor, çünkü Naz " baaak, ben yaptım" diyerek herkese gururla gösteriyor...
Koridorumuzu daha iyi bir şey için değerlendiremezdik :)

16 Mart 2010 Salı


Gittik, geldik...

Sıcak havaya, günışığına doyduk...

Gelmiş güneye memleketime bahar, hava 25 derece, bahçeler yemyeşil, çocuklar koşturuyor...


Hala kanguru gibiyiz, kesem olsa girip orada yaşayacak...

Kriz mi, terrible 2 mu... Adı her neyse kış kışşş...

Geldiğimizin ilk sabah ı su istedi yanımda, Şirin getirdi diye içmedi, ben gittim getirdim. Biraz düzelme var ama çzödüm biraz; istemediği şeyleri izinsiz yapınca kızıyor; 4 saattir dokunmadığı simidinden ısırmak, salya sümük gezerken burnunu silmek gibi absürd şeyler, ama olsun, ondan izin alınmadan yapılmş aktiviteler... 2 haftada bu kadar çözebildim.
Çok sevgili arkadaşımın dediği gibi; " alacaksın B vitaminini, bu da geçecek deyip şükredeceksin" , nasıl ama :)

Annem "aklı fazla geliyor" diyor, ama ?? Aslında göreceğiniz gibi tipinden de anlaşılıyor aklının fazla geldiği, nasıl cin cin :)


Diyalaoglar aslında bunun göstergesi olabilir mi? Ya da bu akıl başka yere nasıl kanalize edilir?


***Yerde serilmiş yatan Naz'a " Kalk kızım yerden ltf" denir, Naz da " görmüyo musun , hastayım " der...


***Krize doğru sürüklenen Naz, bakıcısından uzaklaştırılır, çünkü kalbi kadar kocaman bir gururu olduğu keşfedilmiştir.. Büker boynunu kucağıma oturur, diyalog başlar;


Anne; Kızım sen bebek değilsin.

Naz; vız vız vız

Anne; Sen bebeksin bu durumda

Naz; Ben bebek diiiliiiiim, benim adım Naz

Anne; !!!


*** Anneanne; Sen benim kuzumsun

Naz; Ben senin kuzun diiiliiiim, ben annemin kuzusuyum


*** Sürekli kriz geçiren Naz'a , bazen tehditvari yaptırımlar sökmektedir;


Anne; Eğer bebek gibi davranırsan, bebek oyuncaklarıyla oynarsın, mesela boya kalemlerin olmaz

Naz; Hayığ hayığ, tamami büyüdün ben...


Yarım saat sonra Şirin'e;


Naz; Şiğin abla, eğer uslu olursan, ağlamazsan, lüften dersen, boyama yapabiliğsin, tamaaam mı?


*** MErsin'de uzun süredir görmedik tanıdıklarla karşılaştık, herkes öpüşüyor konuşuyor... Naz da annemin arkadşaının paçasını çekiştiriyor "Ben Naz, ben Naz" diye :)


*** Gün içinde arayınca

NAz; Ne yapıyosuuun?

Anne; İşteyim kızım, çalışıyorum, sen neler yapıyosun?

NAz; Uyudum; seni bekliyoyum, beklerken pağmak boya yapıyoyummm




7 Mart 2010 Pazar

Tam 2,5'luk...

2 yaş krizini 2 yaştan önce atlattık, bitti sanmıştım, kazın ayağı öyle değilmiş...
Haftasonu üstümden geçti, anlatmaya bile mecalim yok...
Küçük hanım, oldu bir küçük cadı...
Yenilen simiti geri ver, burnumu silme diye silindikten 20 dk sonra bile tekrarlayan nöbetler, kucağında gezdirler, çekmece düzenlerken çıkan makyaj malzemelerini kullanıp, "çok güzel oldum" deyip silinmesini istememeler, giyinmiiicem, giyiniceeem, kendim giyiniceem, Şirin abla gitsin, hayır gitmesin, gelince gelmesin....

Geçecek, neler geçti, bu da geçecek...
Özüne dönecek, evdekilerin özünü çıkaracak, ama dönecek....

1 Mart 2010 Pazartesi

30 aylık bir küçük hanım...

Yeni bir ay, yeni bir bahar daha…
Normal seyrinde bir zaman, ama yetişememekten hayata sürekli “ çok hızlı” geçiyor dediğimiz …
Naz 30. ayını bitirdi, artık tam 30 aylık…
Çok değişti, döndü dolandı, artık biraz yolunu buldu. Hep Naz’dı, hep aynıydı, babasının dediği gibi kuralları vardı artık daha da şekillendi su yüzüne çıktı…
Dediğim dedik, özgür, kendine güvenli, inatçı, ne istediğini bilen, mücadeleci…
Bu saydıklarım “ ay ne harika bir çocuk” özellikleri değil, derine baktığınızda “ ne felaket” de diyebileceğiniz özellikler. Ben de normal ve egosu olan ( yok benim egom diyene de inanmam) bir anne olarak bazen bardağın dolu bazen boş tarafından bakıyorum , değişiyor…

Naz da değişiyor…
Dün ben onu bizimle sofrada yemesini cesaretlendirmek için cümleler kurarken, çatalını bana uzattı “ ham yap anneci, ham yap “ dedi, sonrasında da “ aferin sana, aferin” deyince koparıyor.
Bir şey yapmasını istediğimizde “tamam tamam, geliyorum, yapıyorum” gibilerinden bizi telkin ediyor.
Dökülen evin kapı kolunu takmaya gelen kapıcımıza bile “ Sana Calilou açmamı ister misin Ahmet Amca?” diyip taleplerini edilgenleştirebiliyor.
Kırık ayak parmağımdan sonra , düşerek parçaladığım dizimdeki yarayı görünce “ dikkatli olman gerek, krem süreyim de geçsin” diyebilecek içtenlikte…
Her akşam yatağa yattığında 5 seans su isteyen, bebeklerinden kendine yatağında yer kalmayan , bazen masal anlat diye tutturan, bazen de günün özenti yapan bir şahsiyet oluyor. Bazen uyanıp gecenin ortasında hiçbirşey yokmuş gibi kendi kendine sohbet eden bir minnoş o… Her gece kendisiyle beraber beni de uyutuyor ayrı…
Bu sabah 06.30 sularında yine güne başlamaya hazır olan , sonrasında tekrar uykuya dalmaya ikna olan Naz’ın gece görüşü olduğunu zaman zaman ispatlamıştık. Yine bu sabah sessizce, kapalı panjurlu zifiri karanlık odasında, ayak ucundaki şifonyere tırmanmak suretiyle üst çekmeceye saklanmış Cailolu CD’lerini ele geçirmiş vaziyette beni odasına çağırdığında ve “Sana Cailolu açmamı ister misin? “ söylemiyle bri kere daha ispatladı J
Artık her akşam ve sabah giyinmek istemiyor, kıyafetlerini kendisi seçiyor, nerede yemek yiyeceğine karar veriyor, ne yiyeceğine karar veriyor, Cumt olduğu gibi nezle olunca televizyon karşısında battaniye altı uzanıyor ( başka türlü mümkün değil yatmaz zaten) , hatta orada uykuya dalıyor ( annesinin kızı), şefkatle bebeklerini uyutuyor, “bana çay verir misin lütfen”, “ kreşe gitmek istiyorum ltf” tadında kalıp cümlelerle işini yüzdürüyor.
Anlamadığı sözcüklere “ne demek o?” diye merakla müdahale ediyor.
Anneannesinden öğrendiği “balık ol” deyimiyle bize dudaklarımızı balık yaptırıp, oraya bir öpücük konduruyor…
Konuşulan telefona, çalınan kapıya,” kimmiş, neymiş, neden gelmiş”… gibi müdahalelerde bulunuyor…
Büyümüş de küçülmüş…

Ben de sürekli elimde bir recorder’la gezmek istiyorum sanki… 2,5 yıl bir anda hafızamdan kaçacakmış gibi geliyor , hatta hatırlayamıyorum bazen geriye dönük hallerini kendime kızıyorum. Çok yakın geçmiş olduğundan , deyip avutuyor beni sevgili… Bitmeyen bir vicdan muhasebesi annelik, ya da ben mi zorlaştırıyorum bilmiyorum…
Olabildiğimce oldum onunla, bazen kolayına kaçtım, bazen kaytardım ama çoğunlukla oradaydım. Hissetiriyor bana o sıcaklığı, yaşanılan doğruları, ama yanlışlar da var elbet. İnsanız , egoistiz, sabırsızız, onun bu dünyada yeni olduğunu unuttum bazen, kelimenin tam anlamıyla dellendim... Baksanıza hala şizofrenik yorumlarla geliyor gidiyor aklım :)

28 Ocak 2010 Perşembe

İnciler....

Zor birkaç haftaydı … Naz hastalıkta resmen huy değiştirdi… Babası geldi, iğneler vuruldu, Allah eksikliğini vermesin ayın 14’ünde babası geldiği andan başlayarak dostlarımız bizdeydi, yatılı yatısız…
Filom geldi İngiltere’den, Antalya’da arkadaşlarımız geldi.. Jora yeni kankisi oldu Naz’ın… Nina ve Ozi ile aile dostları olduk kısa sürede, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeden…

Eeee bebeğimi de anlamak lazım… Az önce uyuturken masalın ortasında “ Anneeee, babamı istiyoyum” dedi… Sorduğumuzda “babam havalimanında, uçak bekliyor” diye yanıt veriyor… Babasıyla PAzt son konuşması bu çünkü…
Ama biz de zor bir 2 hafta geçirdik bakıcısı ve ebeveyn olarak, büyük sınavdı…
Bu hafta itibariyle normale döndük… Neşesi yerinde, tabi bizim huzurumuz da…

Bizim ki yine inciler döktürüyor, keşke her anını kaydedebilsek;

Hava durumu tespiti; “Soğuk değil, buz gibi”

Kahvaltıda omletini yerken bize çıkışması; “küçük kes , küçüüüük, yiyemiyom”

Emir cümlelerine, anlamıyoruz seni bir daha söyle dediğimizde bilmiş bilmiş; “Anne, süt veriğ misin…. LÜFTEN”

İşten telefon açtığımda“anne sen neredesin, çatalımı alamadım, gelip yardım eder misin?”

Baş edemeyip “babası bir şey söyler misin? “ diye yakardığımda; “baba bana bir şey de”

Her sabah aynı soru mesela; “ anneee bugün beni nereye götürüyorsun?”

“İstemiyorum…” en favori nazımız….

“bugün neler yaptın?” sorusuna cevap; “Bugün seni aradım , aradım,yoktun? “ ya da “ bugün elektrik süpürgesi açtım, çöpü çıkardım”

Yine telefonda “çalışıyorum aşkım” a cevap; “ çalışmaya gitmedin, işe gittin”

Say say bitmez….

Bu arada geçen haftasonu ilk sinema deneyimimizi yaşadık. Tek kelimeyle bayıldı…. Biz de bayıldık, bundan sonra animasyonları takipteyiz ailecek…

Bu arada az önce oyun grubumuz gitti. Rüzgar ve Mert’le kudurdular, yine ayrılmak istemediler… İyi ki bulduk grubumuzu, çok şanslıyız… Eminim yıllar sonra kızım”bebeklik arkadaşlarım” diye anlatabilecek arkadaşlarını… Ben de dostlarım demeye devam edeceğim…

14 Aralık 2009 Pazartesi

Naz'dan...

Hangi birini aklımda tutayım,hangisini kayda alayım…Geçen gün Devrim’in annesinin dediği gibi; Dilotu yedi sanki….
Son dönemin bence en bomba diyalogu;
Hastayım geçen hafta gece, ateşim var ama sabah işe de gitmem lazım, Şirin’den rica ettim gece uyunaırsa ilgilenmesini ve sabah bir saat fazla uyumayı… Murat kıyamadı bana çok ses gelince gidip Şirin’den mutfağın kapısını kapatmasını rica etmiş… Bir süre sonra;
Ş; aaa bak yumurtan bitmedi, yemezsen baban yine gelip kızabilir
N; Bana kızmaz kiii, sana kızacak…

Şarkı gülüyüz, yakında sahne alacağız; Orman şarkısından sonra “Birgün birgün bir çocuk…” ve tuvalette ama sadece tuvalette “ Huu huu komşu…”
E; Huu hu komşu , oğlun geldi mi
N: Geldiii
E :Ne getirdiii?
N; İnci boncuk
E: Kime kime
N:Sana bana
E: Başka kime?
N;Kara Kediye
E: Kara kedi nerede?
N: Yot ???

Motivasyon delisi oldu bu aralar… Tuvalette çiş yapınca, kendisi yemeğini yiyince, giyinip soyununca, bugüne kadar onu motive ettiğimiz her şeyi yaparken;
“Alkışla beni, bravo bana”

Sabahları kahvaltı hazırlıyor bana, kendisi 07;00 yaptığı için en geç kahvaltısını…J Mini sandalyesi elinde, tezgahın başında, atıyor karıştırıyor… Ne yersin, marketten ne getireyim… tüm bu soruların cevabı tek ; Yumuğta ama bu aralar bir favori daha var;
E; Naz öğlen patates yiyecek ablası..
N; Hayığ, yeçel yiycem ben !!

Emzik gitti, masal geldi;
E; Hadi bakalım yatağa
N; Masal anlat bana
Anne anlatır anlatır, bizim ki döner döner sonra;
N; Ben sana anlatayım, sen uyu , tammaaam mı?

Kurabiye, Kurabiye… Şirin’in bize mirası… Ben anlatıp masalın ortalarına geldim, ama meğer önce kurtla sonra ayı ile karşılaşıyormuş bizim kurabiye;
E; Kurabiye gitmiş gitmiş, koca göbekli ayı ile karşılaşmış
N;Hayığ, koca dişli kuğtla anne kuğtla… ???!!

İlla ki meyvesine kuru kayısı konulacak yoksa tıkanıyor bizim kızımız… Geçenlerde son çare fitil koyduk … Görmesin diye biri takla attırdı, ben de o arada fitili yerleştirdim pıt diye. 10 sn sonra;
“ Ayyyy ne koydunuz içime, ufff” popoyu kıvırtarakJ

Bana en çok yakışan kıyafet eşofman, pijama, evde kalmanın garantisi… Sabah işe giderken;
N: Onu giyme anne
E; Peki bunu giyeyim
N; Yot , güjel değil, bunu giy, bu cot güjel ( Elinde pijamalarım)

2 yaşında kriz yaşamadık, 2 öncesi yaşadık şimdi de 2 sonrası… “İstiyoyum, istemiyoyum”, yere kendini atıp tepinmeler başladı ve o an hepimiz aynı moda bağladık ; dikkate alma… Her seferinde ağlayarak ve yukarıdaki iki kelimeyle iletişim kurduğunda anlattık ,bu şekilde istediğini alamayacağını, tabi ki deniyor hala ama durum şöyle;
“Anne, geleebiliiiir misin? “ Çay ( pekmez) veğebiliiii misiiiin? “deeeğiştiğebiliii misiiin” yiyeceğim o dilleriii…

Puzzle delisiyiz, yatıyoz kalkıyoz, puzzle yapıyozJ
Sabah 06:30

N; Anneeee, kak , sabah oldu, bak uyaaaandııım
E; Biraz daha uyuyalım lütfeeeen
Yanıma yatar;
N; Anneee, dön bana , sevcem seni
Avuçlarının içine alır yanaklarını , en cilveli sesiyle
N; Annnnneeeeee
Ben mest
N; Simdi pazıl yapabiliiiiğ miisiiin?

4 Aralık 2009 Cuma

Naz, hep naz....

Alıştım uzun süren aralara buraya not düşerken, aslında alışmak istemiyorum, daha sık yazmak, hele hele 2 yaşından sonra ivmelenen gelişmeleri not düşerken gecikmek istemiyorum…

Ekim’de başlayan kreş maceramızın , özellikle Ekim sonu değiştirdiği ve şu an devam ettiği kreşin Naz’da çok pozitif etkilerini gördük… Zaten doğasından sıcakkanlı, sosyal varlık Naz , artık tam bir sosyal böcük oldu… Çene bir açıldı pir açıldı… Hareketler olgunlaştı, kendi kendine baştan ayağı giyinebiliyor artık, kendini tam olarak anlatıyor; “istiyorum, istemiyorum, uykum var, acıktım, çişim var…” Tam hakimiyet elinde küçük hanımın…. Yeni bakıcımızın da biraz hareketli ve konuşkan olmasının faydasını görüyoruz galiba…
Artık rutin oldu bizim bakıcı değişikliklerimiz malum, ama alıştık ailece… Baba zaten rahattır bu konuda, oabilir, daha iyisini buluruz…vs… Zaman zaman sinir olduğum bu yaklaşım nihayet bana da bulaştı galiba. Son değişimi acısız ve gözyaşsız atlattım… Naz ise eve gelip onunla biraz oynayan ve biraz evi derleyip toplayan herkesi yeni ablası sanıp isteklerini yağdırıyor…. 29 Ekim’de bizi ziyarete gelen Yeşim abla, evi şöyle bir derleyip toplayınca, hemen anneannesine dönüp; “ Bak , benim yeni ablam” diye yengesini tanıştırmış J Çocuk ne yapsın, öğrendi bu yaşta…. Yine Yeşim Abla benim ev terliklerimi geçirince ayağına ortalık ayağa kalkmış mesela, “ onlar annemin, çıkaaaaar” diye…

O kadar farkındaki ona bakan kişi ve bizlerin ayrımında… Ben işe giderken ablasının kucağına sırnaşırken, ben evdeyken ona “ git , sen işini yap “ diyecek kadar… Tabi ki bu şekilde konuşmanın yanlış olduğunu öğretiyoruz ona , ama bu ayrımın çok önemli bir göstergesi…

Hafızası inanılmaz…Herşeyi kaydediyor, hep öyleydi biliyorum ama artık kaydettiklerini anında çıkarıveriyor ağzından lup diye… Aşağıda koyduğum şarkı gibi, aynı şarkıyı bir iki gün söyletip kaydediyor ve bir anda söylemeye başlıyor… Mesela Ankara’dan sönerken bayram’da arka koltukta bir anda söylemeye başladığı “bir gün bir gün bir çocuk eve de gelmiş kimse yok….” Gibi…
Ama koymayacağım bu sefer videoyu… Kızdılar bana… Babamız çocuğu yün örme yeleklerle evde gezdirip bir de mutfaktaki şöminenin önünde video çekip bloga koyduğum için eleştirdi. Bakıcımız videoyu koyduğum günün akşamı gerçekleşen şu olay için, nazar olduğunu söylüyor…
Akşam Murat gecikti işten, hatta annesi de bizdeydi, oturduk biz yemeğe beklemeden, Naz odasında puzzle yapıyor. Murat eve girdi, Naz yerinden kalktı, Babasını takip etti ve aynı anda sigortası attı tüm evin ve bir gümbürtü. 10 sn önce Naz’ın tam oturduğu odasının ortasına tavandan ahşap ve köşeli avizesi indi… Şirin odaya girdğimde şok içinde ağlıyordu; birkaç sn önce Naz tam altındaydı diyerek … Bir sonraki gün Naz babasının kucağında oyuncak dolabından oyuncak alırken 2 yıldır aynı yerde duran minik bir çerçeve aşağı tam ayaklarının önüne indi…vs

Hafıza olayına geri dönersek; 29 Ekim’de Yeşim abla uyutmuş naz’ı sadece bir gün ve o an odası kelebekli olduğu için kelebeklerle ilgili bir şarkı uydurmuş… Bayram’da yine o uyuttu ve sordu “ hangi şarkıyı söyleyelim” diye, Naz’dan yanıt “ kelebek” J

Bu arada 3 hafta oldu emziği kedilere verdik J Babaannesi ön ayak oldu biraz… Birkaç gün kedilere verelim bak miyavlıyorlar, sen büydün artık dense de kar etmedi… Bir akşam cidden emziği bulamadık, ben de onu olmadığına ikna edip masal okuyup sırtını sıvazlayarak uyuttum, tamam bu iş oldu derken, babaannesi gece bulduğu emziği elinde sallayarak “ buldum bak buradaymış emziğin” diye gelince kotuk tabi J Neyse akşam kestim ucunu emziğin, kaynaklar bu şekilde zevk almayacağını söylese de bizimki cok cok yatağına geçti uykuya hazır şekilde… O an klıma gelen bir fikirle “ aaa bak kediler ısırmış emziğini pis olmuş” diye 10-15 dk işleyip Naz’a, sonra beraber mutfağa dip emziği kedilere versin diye babaanneye verdik. Veriş o veriş…. Tabi bizim dilimiz damağımıza yapışıyor uysun diye masal anlatmaktan J

Ben uyduruyorum masalları bazen, masal kültürüm yok pek, çalışmalıyım dersime… Ama Şirin Rusça’dan çeviri yaptı bazı masalları, bir ara yazmalıyım özetini… Ya da Şirin’e yazdırayım. Tam 3,5 masal sürüyor uyuması; önce KURABİYE, sonra ŞALGAM, sonra ALTIN BALIK… 4. yarıda kalan masalı ben bile bilmiyorum ben de uyumuşum birkaç defa…

Süper diyaloglar var aramızda kuduruk hanımla ama daha sonra…..

16 Kasım 2009 Pazartesi

İlk şarkısı...

Bu aralar ilk üstüne ilk....

20 Ekim 2009 Salı

Naz'dan inciler....

Benim en sevdiğim kelimesi bu aralar; NAz'ın karakterine %100 ters, zira bizimki " istiyom " ve " istemiyom" şeklinde isyah ve beyaz olarak fikrini beyan etse de “baliba” ağzına çok yakışıyor...
...
Naz kızımız pencere önünde yiyor yemeğini sokağa nazır… Bazen inatlaştığında “ başka bebekler acıkmış “ diye kıskançlık duygularına taaruz ediyoruz , ki bunu yaptığımın farkına şöyle vardım;

Pazar öğlen yemeğinde Naz yükselir ayaklarının üzerinde ama sanldayesinde, ellerini açıp kapayarak şöyle der;
“gel, gel bebet, mama ye, başta bebetler yesin”
….
Kanepeye uzanan babasını görünce koştur koştur misafir odasında dolaplara gider, çekmecelerden bir atkı kapar, ama bir yandan da beğenmez şekilde bakar salona getirirken... Babasına acıklama;

"Bu sana kucuk,kusuk..." baska bsis getiğ anne"

.....
Bu sabah baba yatakta yatarken NAz yine babanın çorapları ve terlikleriyle gelir ve giydirmeye koyulur, sonra kafası karışır ve saptar durumu;



" bu tana küsük, torap sana küsük!!!"

"Terlik giy sen"


...

Pazar sabahı tuvaletteyiz;

"Anneci seni cok seviyoyom" dedi ve ben orada eridim... 18 Ekim 2009, Naz 25 ay 2 haftalık ve ilk defa bana " seni cok seviyoyo" dedi

....

Trattör ve heğigopter favori araçlarımız bizim meraklı miniğin

...



Ve baba yine seyahatte;

Akşam üstü işten geldim, Naz'ı da kapıp sabah vedalaşamadığımız babayı görmeye havalimanına gittik;



"Baba ise gidiyo" " Baba, bay bay"... vs bilimum uğurlama seansı sonrası valeden arabamızı bekliyoruz. Naz adama baktı, döndü ve dedi ki;



"Anneci, ağabamızı getirsinler, getircek mi amza?"



....



Eğlenceli birşeyler yapalım diye Fly inn'de sevdiği jetonlu oyuncaklara uğradık, AVM girişindeki rampadan inerken, araba koltuğundan bir durum tespiti daha;

"Düsüoz biz, dusuyooooooooooooz"



***



Şu ezber yeteneği şaşırtıcı

Net kitapevinin kitaplarını seviyrouz bu ara, mesajlar güzel, resimler harika, kısa ve sıkıcı değil....

Kendi gibi bücür sandalyesini kapıp odanın ortasına sürüklüyor, kuruluyor üstüne... "Koko ve Tırtıl" da tırtılın koko yaprağı yeyince ne dediğini öğrenmiş, öğrendiği sayfayı açıyor;

" aıııaaaaa ( ağlama efekti) evimi yedin evimi yedin" die uzun uzun anlattı kitabı bana



****



Kreşe 15 gün gidip geçen hafta ara verince, çok özledi...

Sabahın köründe kapıda;

"Giydiy beni, kreşe gidelim, hadi"

Bu sabah babasına pantolon ve bir T-shirt kapıp getirmiş;

"Bunla bu olur mu?"

Tabi yarın sabah yeni kreşimizdeyiz....

...

Ve bir ilk daha;

Bu akaşm kızım pijama altını ve çoraplarını kendisi giydi yardımsız... 2 haftadır hummalı bir şekilde sürekli soyunup giyiniyordu, bazen gına getirecek kadar, 2 yaşında çocuğu olanlar gına getirmek nedir eminim çabucak anlayacaktır :) Nihayate bir sonuca bağlandığına seviniyorum....

YAmaya ve kayda yeni yine yeniden devam, artık yayındayız:)