14 Aralık 2009 Pazartesi

Naz'dan...

Hangi birini aklımda tutayım,hangisini kayda alayım…Geçen gün Devrim’in annesinin dediği gibi; Dilotu yedi sanki….
Son dönemin bence en bomba diyalogu;
Hastayım geçen hafta gece, ateşim var ama sabah işe de gitmem lazım, Şirin’den rica ettim gece uyunaırsa ilgilenmesini ve sabah bir saat fazla uyumayı… Murat kıyamadı bana çok ses gelince gidip Şirin’den mutfağın kapısını kapatmasını rica etmiş… Bir süre sonra;
Ş; aaa bak yumurtan bitmedi, yemezsen baban yine gelip kızabilir
N; Bana kızmaz kiii, sana kızacak…

Şarkı gülüyüz, yakında sahne alacağız; Orman şarkısından sonra “Birgün birgün bir çocuk…” ve tuvalette ama sadece tuvalette “ Huu huu komşu…”
E; Huu hu komşu , oğlun geldi mi
N: Geldiii
E :Ne getirdiii?
N; İnci boncuk
E: Kime kime
N:Sana bana
E: Başka kime?
N;Kara Kediye
E: Kara kedi nerede?
N: Yot ???

Motivasyon delisi oldu bu aralar… Tuvalette çiş yapınca, kendisi yemeğini yiyince, giyinip soyununca, bugüne kadar onu motive ettiğimiz her şeyi yaparken;
“Alkışla beni, bravo bana”

Sabahları kahvaltı hazırlıyor bana, kendisi 07;00 yaptığı için en geç kahvaltısını…J Mini sandalyesi elinde, tezgahın başında, atıyor karıştırıyor… Ne yersin, marketten ne getireyim… tüm bu soruların cevabı tek ; Yumuğta ama bu aralar bir favori daha var;
E; Naz öğlen patates yiyecek ablası..
N; Hayığ, yeçel yiycem ben !!

Emzik gitti, masal geldi;
E; Hadi bakalım yatağa
N; Masal anlat bana
Anne anlatır anlatır, bizim ki döner döner sonra;
N; Ben sana anlatayım, sen uyu , tammaaam mı?

Kurabiye, Kurabiye… Şirin’in bize mirası… Ben anlatıp masalın ortalarına geldim, ama meğer önce kurtla sonra ayı ile karşılaşıyormuş bizim kurabiye;
E; Kurabiye gitmiş gitmiş, koca göbekli ayı ile karşılaşmış
N;Hayığ, koca dişli kuğtla anne kuğtla… ???!!

İlla ki meyvesine kuru kayısı konulacak yoksa tıkanıyor bizim kızımız… Geçenlerde son çare fitil koyduk … Görmesin diye biri takla attırdı, ben de o arada fitili yerleştirdim pıt diye. 10 sn sonra;
“ Ayyyy ne koydunuz içime, ufff” popoyu kıvırtarakJ

Bana en çok yakışan kıyafet eşofman, pijama, evde kalmanın garantisi… Sabah işe giderken;
N: Onu giyme anne
E; Peki bunu giyeyim
N; Yot , güjel değil, bunu giy, bu cot güjel ( Elinde pijamalarım)

2 yaşında kriz yaşamadık, 2 öncesi yaşadık şimdi de 2 sonrası… “İstiyoyum, istemiyoyum”, yere kendini atıp tepinmeler başladı ve o an hepimiz aynı moda bağladık ; dikkate alma… Her seferinde ağlayarak ve yukarıdaki iki kelimeyle iletişim kurduğunda anlattık ,bu şekilde istediğini alamayacağını, tabi ki deniyor hala ama durum şöyle;
“Anne, geleebiliiiir misin? “ Çay ( pekmez) veğebiliiii misiiiin? “deeeğiştiğebiliii misiiin” yiyeceğim o dilleriii…

Puzzle delisiyiz, yatıyoz kalkıyoz, puzzle yapıyozJ
Sabah 06:30

N; Anneeee, kak , sabah oldu, bak uyaaaandııım
E; Biraz daha uyuyalım lütfeeeen
Yanıma yatar;
N; Anneee, dön bana , sevcem seni
Avuçlarının içine alır yanaklarını , en cilveli sesiyle
N; Annnnneeeeee
Ben mest
N; Simdi pazıl yapabiliiiiğ miisiiin?

4 Aralık 2009 Cuma

Naz, hep naz....

Alıştım uzun süren aralara buraya not düşerken, aslında alışmak istemiyorum, daha sık yazmak, hele hele 2 yaşından sonra ivmelenen gelişmeleri not düşerken gecikmek istemiyorum…

Ekim’de başlayan kreş maceramızın , özellikle Ekim sonu değiştirdiği ve şu an devam ettiği kreşin Naz’da çok pozitif etkilerini gördük… Zaten doğasından sıcakkanlı, sosyal varlık Naz , artık tam bir sosyal böcük oldu… Çene bir açıldı pir açıldı… Hareketler olgunlaştı, kendi kendine baştan ayağı giyinebiliyor artık, kendini tam olarak anlatıyor; “istiyorum, istemiyorum, uykum var, acıktım, çişim var…” Tam hakimiyet elinde küçük hanımın…. Yeni bakıcımızın da biraz hareketli ve konuşkan olmasının faydasını görüyoruz galiba…
Artık rutin oldu bizim bakıcı değişikliklerimiz malum, ama alıştık ailece… Baba zaten rahattır bu konuda, oabilir, daha iyisini buluruz…vs… Zaman zaman sinir olduğum bu yaklaşım nihayet bana da bulaştı galiba. Son değişimi acısız ve gözyaşsız atlattım… Naz ise eve gelip onunla biraz oynayan ve biraz evi derleyip toplayan herkesi yeni ablası sanıp isteklerini yağdırıyor…. 29 Ekim’de bizi ziyarete gelen Yeşim abla, evi şöyle bir derleyip toplayınca, hemen anneannesine dönüp; “ Bak , benim yeni ablam” diye yengesini tanıştırmış J Çocuk ne yapsın, öğrendi bu yaşta…. Yine Yeşim Abla benim ev terliklerimi geçirince ayağına ortalık ayağa kalkmış mesela, “ onlar annemin, çıkaaaaar” diye…

O kadar farkındaki ona bakan kişi ve bizlerin ayrımında… Ben işe giderken ablasının kucağına sırnaşırken, ben evdeyken ona “ git , sen işini yap “ diyecek kadar… Tabi ki bu şekilde konuşmanın yanlış olduğunu öğretiyoruz ona , ama bu ayrımın çok önemli bir göstergesi…

Hafızası inanılmaz…Herşeyi kaydediyor, hep öyleydi biliyorum ama artık kaydettiklerini anında çıkarıveriyor ağzından lup diye… Aşağıda koyduğum şarkı gibi, aynı şarkıyı bir iki gün söyletip kaydediyor ve bir anda söylemeye başlıyor… Mesela Ankara’dan sönerken bayram’da arka koltukta bir anda söylemeye başladığı “bir gün bir gün bir çocuk eve de gelmiş kimse yok….” Gibi…
Ama koymayacağım bu sefer videoyu… Kızdılar bana… Babamız çocuğu yün örme yeleklerle evde gezdirip bir de mutfaktaki şöminenin önünde video çekip bloga koyduğum için eleştirdi. Bakıcımız videoyu koyduğum günün akşamı gerçekleşen şu olay için, nazar olduğunu söylüyor…
Akşam Murat gecikti işten, hatta annesi de bizdeydi, oturduk biz yemeğe beklemeden, Naz odasında puzzle yapıyor. Murat eve girdi, Naz yerinden kalktı, Babasını takip etti ve aynı anda sigortası attı tüm evin ve bir gümbürtü. 10 sn önce Naz’ın tam oturduğu odasının ortasına tavandan ahşap ve köşeli avizesi indi… Şirin odaya girdğimde şok içinde ağlıyordu; birkaç sn önce Naz tam altındaydı diyerek … Bir sonraki gün Naz babasının kucağında oyuncak dolabından oyuncak alırken 2 yıldır aynı yerde duran minik bir çerçeve aşağı tam ayaklarının önüne indi…vs

Hafıza olayına geri dönersek; 29 Ekim’de Yeşim abla uyutmuş naz’ı sadece bir gün ve o an odası kelebekli olduğu için kelebeklerle ilgili bir şarkı uydurmuş… Bayram’da yine o uyuttu ve sordu “ hangi şarkıyı söyleyelim” diye, Naz’dan yanıt “ kelebek” J

Bu arada 3 hafta oldu emziği kedilere verdik J Babaannesi ön ayak oldu biraz… Birkaç gün kedilere verelim bak miyavlıyorlar, sen büydün artık dense de kar etmedi… Bir akşam cidden emziği bulamadık, ben de onu olmadığına ikna edip masal okuyup sırtını sıvazlayarak uyuttum, tamam bu iş oldu derken, babaannesi gece bulduğu emziği elinde sallayarak “ buldum bak buradaymış emziğin” diye gelince kotuk tabi J Neyse akşam kestim ucunu emziğin, kaynaklar bu şekilde zevk almayacağını söylese de bizimki cok cok yatağına geçti uykuya hazır şekilde… O an klıma gelen bir fikirle “ aaa bak kediler ısırmış emziğini pis olmuş” diye 10-15 dk işleyip Naz’a, sonra beraber mutfağa dip emziği kedilere versin diye babaanneye verdik. Veriş o veriş…. Tabi bizim dilimiz damağımıza yapışıyor uysun diye masal anlatmaktan J

Ben uyduruyorum masalları bazen, masal kültürüm yok pek, çalışmalıyım dersime… Ama Şirin Rusça’dan çeviri yaptı bazı masalları, bir ara yazmalıyım özetini… Ya da Şirin’e yazdırayım. Tam 3,5 masal sürüyor uyuması; önce KURABİYE, sonra ŞALGAM, sonra ALTIN BALIK… 4. yarıda kalan masalı ben bile bilmiyorum ben de uyumuşum birkaç defa…

Süper diyaloglar var aramızda kuduruk hanımla ama daha sonra…..

16 Kasım 2009 Pazartesi

İlk şarkısı...

Bu aralar ilk üstüne ilk....

video

6 Kasım 2009 Cuma

Küçük anne...

video,

Diller pabuç, hiç susmuyor, durmuyor, kuduruyor...

Bir bakıyorum küçük bir çocuk bir bakıyorum dünkü bebeğim...

KOca bir ayna bize, izle ve kendini göre aynen... İşte örneği yukarıda...

Dünyada başıma gelen en güzel şey , bazen de en zor ne yalan söyleyeyim... Sabrımı sık sık test ediyorum...

Ama binlerce şükür bu kadar empatik ve uyumlu , her zorluğa bizden daha güzel göğüs gerdiği için...

30 Ekim 2009 Cuma

Yine yeniden...

Bu postu haftabaşı yazacaktım, hatta o kadar pozitif bir haftasonuydu ki… Annem geldi Naz’ı görmeye, biz oyun grubumuzla, artık dostlarımız, süper bir Cumaratesi öğleden sonra geçirdik, Pazar günü uzun süredir ertelediğim alışerişler yaptım evimize, moraller tepedeydi… Yine uzaklardaki kocaya , telefonda uzun süredir ilk defa ne kadar iyi hissettiğimi anlattım durdum… Ve Pazar akşamı eve gelen Nergis babasının nasıl inşaattan düştüğünü anlattı… Ölürse giderim dedi; hissettim ama sustum, kız da hiç gitmeyecekmiş gibi çalıştı durdu… Naz PAzt öğleden sonra “ gidecek misin sen?” diye sormuş durmuş… Melek çocuklar işte, günahsız, kalplerinin kapıları sonuna kadar açık … Ve akşam gelen telefonla Nergis bizimle değil artık… Döneceğim diyerek gitti, ama sonuç aynı…
Artık daha normal karşılıyorum bu olanları. Alıştım… Ağustos 15’den sonra son hız devam… Değişmeyen tek şey değişim, ayak uydurmak lazım…

Naz’a anlattım ; seni çok seviyor ama babası hastanede gitmesi gerek… O gün hiç oralı olmadı, döndü arkasını … Ama 1 gün sonra mama sandalyesinde yemeğini beklerken pencereden dışarıya aynı şeyleri tekrarladığını duydum… O kadar net ayırt ediyor ki ona bakanın eve gelip giden biri olduğunu, ona isteklerini çok net “istiyom, istemiyom” diye anlatıyor… Bu yaşta öğrenmek zorunda kaldı kızım kendini doğru şekilde anlatmayı , farkı fark etmeyi…

2. kreş denememizden memnunuz. Not düşmeye fırsat kalmadı Eylül ayında… 28 Eylül’de hemen evimizin arkasındaki bir kreşe yürüme mesafesinde diyerek 3 yarım gün başlamıştı , ama oranın programı ve yaklaşımı bize uymadı… 15 günün ardından ara verdik bir hafta sonrasında , Ekim’in 21’inde KÜÇÜK ŞEYLER FLORYA’ya başladık… Çok memnunuz şimdilik… Naz hiç oryantasyon süreci yaşamadı maşallah iki yerde de, tam tersi gitmek için kreşe ölüyor… Kapının önünde “ hadi kreşe gidelim” deyip duruyor… Aman maşallah diyeyim de yolunda giden nadir şeylerden biri hayatımızda nazar değmesin J

Arka sokaktaki yol çalışmasına takık Naz.. Kepçeye traktör diyor… O dudaklar 3 metre sünüyor öne doğru; “ trattör, vuuuuu yapıyo”, kolar havada ; “kepçesi havaya kalkıyo” diye anlaışı görseniz… HAftasonu kamyon traktör aldık , onlara da yemek yediriyor, seviyor.. Biz de ona gülüyoruz…

Koca kişisi yeni bir başlangıç yapıyor, göreceğiz neler olacak… Geçen Salı’dan beri uzaklarda yine bu akşam dönüyor… Yine büyüklerin bize taşınacağı hayat mecburen … Düzen kurmak o kadar zor ki … Çalışmamak var aslında, ama o da çözüm değil ki… Tüm arkadaşların çalışırken aileden uzak İstanbul’da… O da çözüm değil….

Hayatımın iplerini ele almak zamanı, yaş 30 oldu , az kaldı… Sadece başıma gelenleri yaşıyorum sanki, ama her şey elde de değil … Dengeleri kurmak lazım… Üzülüyorum , iki güzel günden sonra kafama balyoz iniyor resmen , isyan etmemeye çalışsam da insanım sonuçta patlıyorum…Bakalım bu sefer neler olacak???

20 Ekim 2009 Salı

Naz'dan inciler....

Benim en sevdiğim kelimesi bu aralar; NAz'ın karakterine %100 ters, zira bizimki " istiyom " ve " istemiyom" şeklinde isyah ve beyaz olarak fikrini beyan etse de “baliba” ağzına çok yakışıyor...
...
Naz kızımız pencere önünde yiyor yemeğini sokağa nazır… Bazen inatlaştığında “ başka bebekler acıkmış “ diye kıskançlık duygularına taaruz ediyoruz , ki bunu yaptığımın farkına şöyle vardım;

Pazar öğlen yemeğinde Naz yükselir ayaklarının üzerinde ama sanldayesinde, ellerini açıp kapayarak şöyle der;
“gel, gel bebet, mama ye, başta bebetler yesin”
….
Kanepeye uzanan babasını görünce koştur koştur misafir odasında dolaplara gider, çekmecelerden bir atkı kapar, ama bir yandan da beğenmez şekilde bakar salona getirirken... Babasına acıklama;

"Bu sana kucuk,kusuk..." baska bsis getiğ anne"

.....
Bu sabah baba yatakta yatarken NAz yine babanın çorapları ve terlikleriyle gelir ve giydirmeye koyulur, sonra kafası karışır ve saptar durumu;



" bu tana küsük, torap sana küsük!!!"

"Terlik giy sen"


...

Pazar sabahı tuvaletteyiz;

"Anneci seni cok seviyoyom" dedi ve ben orada eridim... 18 Ekim 2009, Naz 25 ay 2 haftalık ve ilk defa bana " seni cok seviyoyo" dedi

....

Trattör ve heğigopter favori araçlarımız bizim meraklı miniğin

...



Ve baba yine seyahatte;

Akşam üstü işten geldim, Naz'ı da kapıp sabah vedalaşamadığımız babayı görmeye havalimanına gittik;



"Baba ise gidiyo" " Baba, bay bay"... vs bilimum uğurlama seansı sonrası valeden arabamızı bekliyoruz. Naz adama baktı, döndü ve dedi ki;



"Anneci, ağabamızı getirsinler, getircek mi amza?"



....



Eğlenceli birşeyler yapalım diye Fly inn'de sevdiği jetonlu oyuncaklara uğradık, AVM girişindeki rampadan inerken, araba koltuğundan bir durum tespiti daha;

"Düsüoz biz, dusuyooooooooooooz"



***



Şu ezber yeteneği şaşırtıcı

Net kitapevinin kitaplarını seviyrouz bu ara, mesajlar güzel, resimler harika, kısa ve sıkıcı değil....

Kendi gibi bücür sandalyesini kapıp odanın ortasına sürüklüyor, kuruluyor üstüne... "Koko ve Tırtıl" da tırtılın koko yaprağı yeyince ne dediğini öğrenmiş, öğrendiği sayfayı açıyor;

" aıııaaaaa ( ağlama efekti) evimi yedin evimi yedin" die uzun uzun anlattı kitabı bana



****



Kreşe 15 gün gidip geçen hafta ara verince, çok özledi...

Sabahın köründe kapıda;

"Giydiy beni, kreşe gidelim, hadi"

Bu sabah babasına pantolon ve bir T-shirt kapıp getirmiş;

"Bunla bu olur mu?"

Tabi yarın sabah yeni kreşimizdeyiz....

...

Ve bir ilk daha;

Bu akaşm kızım pijama altını ve çoraplarını kendisi giydi yardımsız... 2 haftadır hummalı bir şekilde sürekli soyunup giyiniyordu, bazen gına getirecek kadar, 2 yaşında çocuğu olanlar gına getirmek nedir eminim çabucak anlayacaktır :) Nihayate bir sonuca bağlandığına seviniyorum....

YAmaya ve kayda yeni yine yeniden devam, artık yayındayız:)

12 Ekim 2009 Pazartesi

Karışmıştık, düzeliyoruz...

Aylar geçti, elim gitmedi yazmaya…
Zaman tanıdım kendime hazmetmek için edemedim, isyan ettim daha da karmaşıklaştı.
Korktukça başıma geldi, ben kendimi terbiye edemedim, Allah etti, umarım etmiştir…
Artık şükrediyorum elimdekilere, ama insanız , nefis denilen şey var … Nefsi yenmek ayrı bir boyut, yenenler başka bir boyutu yaşıyor zaten. Kul aklımla engellenmiyor bazı düşünceler, ama eğitim ve nefs-i terbiye şart…

Ne ramazan, ne bayram, ne tatil sonrası…. Söylenmiyorum , ama cidden çok zordu…
Elim gitmedi sevdiğim şeylere, soyutlandım, beyaz dizi kitaplar okudum kafam haftalık dergileri bile kaldırmadığı için, dizimax izlemedim… Nedense sanki olanların sorumlusu benmişim gibi, sorumluluk almamak değil cidden olanların hayatın getirdikleriydi, kendimi cezalandırdım… Mutlaka yanımdakileri de….

Naz yeni bakıcısıyla 1. ayını doldurdu.
Kreşe başladı, ama kreşini değiştireceğiz bu hafta, maşallah sıfır sorun, hatta bizi kendisi geri göndererek ilk günden… Derdi veren Allah, yanında güzelliğini de veriyor. Ya Naz bu kadar uyumlu olmasaydı?!?
Eşimin profesyonel hayatında değişiklikler var bir anda karara bağladığı
Ben desem uzun süredir sürümcemedeyim , ne yapmalı, biraz ara mı vermeli diye…

Kısacası karışıktım, düzeliyorum,geri dönüp kendimi iyi hissettiren şeyleri kucaklayacağım, blogum da dahil….

11 Eylül 2009 Cuma

İki oldum ben!!!






Kızım 2 yaşına girdi, onu bile yazamadım…

Nazar mı değdi, karma mı , yoksa sadece hayat mı bilemedim…

Sarpa sardı, tersi yüzüne döndü, AŞK’a inat bu sefer maalesef “tersi yüzünden iyidir belki” demek bile aklıma gelmedi.

Etrafımı tanıdım, yardımı, köstekliği, tepkisizliği gördüm ; sevindim, üzüldüm, taşlaştım…

Yine bakıcı krizi, Bayram polemiği, işte değişim rüzgarları, evde gerilen sinirler, zorunlu talimler…
Beterinden saklasın ve şükür demeyi dilimden düşürmemeye çalışıyorum ama 18 Ağustos’da indim uçaktan , mükemmel bir tatil geçti diye sevinirken, geldim geleli huzursuzluk bırakmadı peşimizi…
Ama her şeye rağmen yine uyumlu , full enerji bir Naz. Veren Allah bir yerden güldürüyor şükür… Beni de şartlarımın arasından çocuğumdan güldürdü… ( Maşallah)

Herkese, hepimize ve her şeye rağmen huzurlu, uyumlu, düzenli…
2 yaşını kriziyle, şakımasıyla, kahkahalarıyla dolu dolu yaşıyor yaşatıyor…
Mersin’den döndüğünde “benim benim” diye tutturuyordu, orada 3 yaşındaki kapı komşusu arkadaşından kapmış… Şimdi benim, benim bitti ama varlıklara aidiyet eki geldi; annem, babam, bebişim, ablam….

İstekleri cümle cümle;

“Çay istiyooo ben”
“ Cici giydiy annem”
“ Cis bitttiiii”
“ uyudum ben, uyandım ben, üsüdüm ben, acıktım ben…..”

Yarısı göz olan o masum suratıyla bana baktığında içim bir hoş oluyor; hayatıma girdiği için şükrediyorum; 2 yılın ne kadar dolu dolu , zor ama müthiş geçtiğini düşünüyorum.
Her zaman ki gibi tek cümle dökülüyor ağzımdan; İyi ki varsın!!!

13 Ağustos 2009 Perşembe

Kandy-Nuwara Eliya ve nihayet Negombo...

Dünyanın en büyük bambu ağacının olduğu,



sanki Asya'nın en güzel tabiatının bir kolajını barındıran,



ve en melez, en değişik orkidelerinin buluştuğu,





yüzyıllık ağaçların sanki Harry Potter filmindeki gibi fırlayacakmış gibi durduğu


mükemmel bir botanik bahçesi gezdik Kandy'de... Asya'nın en büyüğü diyorlar, büyüklüğünü bilmem ama büyüleceyiciydi... Günün geri kalanın yüzlerce kuşun bitmeyen senfonisi altında ağaçların altında uyuyarak geçirdik...



3 saatlik " bir kız gelir yoldan döne döne" şarkısına uygun şekilde döne döne buraların Kaçkar'larına tırmandık... Bulutların arasından tepeler çıkıyor, hava soğuyor soğuyor... Ve biz koloniyel mimaride ,1800'lerden kalma bir İngiliz maliknesine geliyoruz... Isınalım diye sebze çorbası ikram ediyorlar kahve fincanlarında...





Yer gök çay burada... 1800lerin sonunda Çin'den çalıp dikmişler Ceylon'a çayı İngilizler, şimdi ise yer gök çay... Bizimkine göre çok sert ama keyifli bir içimi var çaylarının...



Çay tarlalarını ve fabrikasını geziyoruz, çayın tozu genzimizi yakıyor...





Şehre iniyoruz, insanlarla selamlaşıp serseri yürüyoruz sokaklarında... 100 metre ileride bizim kaldığımızdan çok farklı bir hayat. Ama hep gülümsüyorlar, öğrenecek çok şey var diyoruz.





Otel ful ertesi gün, uçağı PAzt'ye erteletmeyi başardık ama sadece 1 gece kalabildik burada...

Şu an neredeyiz diye sorarsanız, 5 saatlik bir yoldan sonra okyanusa geldik, 5 gün 3 otel 4 şehirden sonra tatil yapacağız.. Burada


Az önce okyanus istakozlarını hüplettik , şimdi DVD'mizi izleyeceğiz aşkısı ile....Yarın gidilecek bir yer yok şükür:)

Naz'ın keyfi süper bizimle konuşmuyor bile telefonda zaman ayırıp burnumuzda tütüyor...

İyi geceler....

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Sri Lanka- Dambula ve Kandy

Yolda kutsal adlettikleri bir ağaç, kökleri ters ve düz 7 farklı ağaç bir arada...

Dambula kentindeki mağara tapınaklar süperdi, saatlerce tırmanmaya ve benim gibi kefifobik bir hatunun yüzlerce maymunun arasından kasım kasım kasılarak yürümesine değdi...
Meşhur tuk tuk her ülkeye lazım buraların vazgeçilmezi, 3 tekerli...


Bugün geldiğimiz şehirdeki otel odamızın terasından manzaramız, hayvan sesinden durulmuyor.



Bu da Kandy- dansın ve müziğin şehri...

Detaylar yarına....


Annelik

İlk defa diye mi, çok defa olunca da mı aynı olur bilmiyorum...
Burnumda tütüyor, sabah telefonda sesini duyunca " anneci mayo giydi, denize gitti men" deyince gözünden yaşlar akan bir ben...
Sabah akşam denizde, evde 4 hatun kişi emrine amade, ama ben jungle'a karşı belki de ilk ve son defa gelebileceğim bir yerde, kıçımın üstünde rahat rahat oturamıyorum, sanki diken var...
Özleme hüzün katmamalı, öğreniyorum...
Benim lafım değil miydi " bağlı ama bağımsız", Naz başarıyor ben 30 yaşında neden beceremiyorum peki?

Peki ya tırsa tırsa yanyana durmak zorunda olduğum bu anne-bebek maymunu görünce ağlamam normal mi? Hiç sanmıyorum...

9 Ağustos 2009 Pazar

Sri Lanka ilk günler...

Uçtum uçtum, evimden 10,000 km ötedeyim... 4,5 saat Dubai, ucuucuna yakalan aktarma ve 5 saat daha uçup Colombo... Yolda uyurum planları yattı tabi aktarma gecenin 2'sinde olunca.

Otelde şoförle bir türlü buluşamadığı için geç kalan aşkısını bekleme ve sonra 3 saatlik araba yolculuğu... Ama buna rağmen yolda Pinnawala fil yetimhanesinde mola... Burası cidden yetim filler için kurulmuş ve şu an 300 kadar fil var... Çok yakına gidemiyorsunuz ama bu kadar çoğunu bir arada görmemiştim doğrusu... Yavru filleri öğe saatinde kapalı bir alanda besliyorlar o zaman dokunabiliyorsunuz... Banyo yapışlarını izlemeye mecalim yoktu, o kadar doyuyorsunuz görmeye bir saatin içinde...
Sonrasında açlık ve yorgunluktan şaşırmış ben ve buralara her geldiğinde grip olmayı başaran ( sıcaklık 30 derecenin üstünde ama inanılmaz bir nem sonrasında her yer klimalı, normal tabi) aşkısı , dayanamayıp buranın şartlarında nispeten düzgün bir yere rastlayınca hemen karnımızı doyurduk... hem de bu manzarada...
Daha önc Bali'de de böyle olmuştu, körü ve baharat kokusu fena yapıyor alışana kadar... Ama bu sefer yapacak birşey yok , 1 hafta aç geçmez deyip yedim vallahi karidesleri...

Kaldığımız bölge adanın ortasında, denizden 150 metre yüksekte HABARANA diye bir bölge... Cinnamon Lodge burada kalınabilen 2 otelden bir tanesi... Bizim kaldığımı 2 katlı bongalov tarzı yapının önünde çok büyük bir akarsu var, ortası lotusla kaplı... 150 çeşide yakın kuş cinsi varmış ki, belgesel fotoğrafçıları da var etrafta. Dedim ya filler buranın vazgeçilmezi, gece yollara çıkıyormuş vahşi filler, bu çevrede o yüzden çoğu insan kulubelerinden çıkmazmış geceleri... Dün gece terasta birşeyler atıştırrıken, Murat dinlenmek için içeri girmişti, fillerin sesi o kadar yakındı ki tırsıp koşarak odaya girdim ben de , düşünün...
Geçen haftanın ve yolun yorgunluğunu dün bir ayuverda hastanesinde attık buradaki şoförümüz ve rehberimiz Viki'nin sayesinde... Otel pahalı ve güzel değil , sizi başka bir spa'ya götüreyim dedi, iyi dedik... Bizi şose yollaradan karanlıkta bir yerlere götürdü... Acayip kokan yağlarla saç diplerinden ayak ucuna sizi yoğuruyorlar resmen, sonra mango yapraklarının üstüne ahşap yatağa yatırıp üstünüzü ahşap kapağıyla kapatıyorlar, sonra alttan veriyorlar ateşi... vucudunuz zaten gevşemiş, iyice gevşiyor, sonra üstüne 20 dak sauna ve duş... 1,5 saatin sonunda yeniden doğuyorsunuz, o yağlardan temizlenmek zaman alıyor ama olsun... Saat 09:da otele geri döndüğümüzde iyice gevşemiş ve yorgunluğu atmıştık...
Bu sabah kahvaltıya giderken yanımızdan şu mahluk geçti, ağaçlardan da maymunlar sarkıyor... Murat , yine getirdin beni nerelere diye söylendi...


Muz, papaya, ananas, coconut zebil, cent'le satıyorlar.... Pilav'ları meşhur, sabah kahvaltıda bile körülü pilav yiyebiliyorlar...
HAlkın %90 u budist ve çıplak ayaklarla geziyorlar, ayaklarının altı mutasyona uğramış bu sıcakta nasıl geziyorlar, hiç bilmiyorum....
King coconut içtik, tatsız tutsuz ama sağlığa faydalı deyip içirdiler valla... Hopper ( yanlış yazıyor olabilirim) diye bir omlet yedim, pirinç unu+yumurta kase gibi metal bir kapta yapıyorlar, süperdi... Yarın sabah fotoğrafını da çekeceğim...

Hazır Murat uyurken bugünü de yazayım; sonra unutmak istemiyorum detayları;

Sabah önce Sigiraya'ya gittik... Babasını öldüren bir kral 5. YY'da çevresini hendeklerle havuzlarla ve timsahlarla kaplayıp yerden 200 metre yükseğe bir kale yapmış... Tırman babam tırman, 2 saatte çıkıp inebiliyorsun... Ben 30 metre aşağıda 1600 yıllık duvar fresklerini gördüm, ve oraya döner her yeri korozyona uğramış bir merdivende onlarca insanla tüm yükseklik korkuma rağmen titreye titreye çıktıktan sonra "yeteriniyoruz" oldum doğal olarak.... Freskler mükemmeldi, UNESCO boş yere kazıp ortaya çıkarmamış bu bölgedeki herşeyi ve Dünya kültür mirası kabul ediyorlar...


Ardından Ortaçağ başkenti Polonnaruwa 'ya gittik. Şortla giremiyorsunuz Budist tapınaklara ve ayakkabı ve şapkayla. Ateş dansı yapar gibi bize gülen yerli halk ama yine bizim gibi zıplayan diğer turistler gezdik bölgeyi... Granitten tek parça yapılmış Buddha heykelleri mükemmeldi...


Fil safarisini önceden booking yapmadığımız için sabah yapamadık, dönüşte ise şu an uyuyan zavallı aşkısı fenalaştı... Ağır geçiyor giribi, bakalım... Bana kalırsa biz direk havuza gider yayarız, tatildeyiz yani.. Viki'ye kalsa hiç oturmamalıyız, uykudan uykuya otele gireceğiz... İyi de yorgunuz kardeşim, dinlenmeye geldik...

Yarın sabah şuraya doğru yolda olacağız yine...

P.S: Naz Hnm da yazlığa geçmiş eşrafıyla, keyfi süper, bizimle telefonda bile konuşmaya tenezzül etmiyor kendileri... Sanırım "bağlı ama bağımlı değil" politikamız işe yarıyor:)

7 Ağustos 2009 Cuma

Biz gittik...

Zaten var mıydık ki? Ne kadar çok oldu yine yazmayalı, yazamayalı...
Havalimanından uçuşa 1 saat kala yazmak varmış Zone'dan...
Ne haftaydı ama...
Pazar sabah ateşlenen Naz acile götürüldü, toparlar Calpol dediler... Akşama doğru fenalaştı hareketler slowmotion, iyi ki panik aşkım... Hemen yine hastanaye... Bir gün önce aylardır erteledğim karma aşıı vurdula, ondan sandım... Ne bileyim hastalanmaz ki bizim kızımız... Kan tahlili, sonuç bakteriyel seviyede artış... Serum içi antibiyotikli. Açtılar miniğimize damar yolunu , verdiler serumu. Düşmüyor düşmüyor. Murat elinde termometre 10 dak da bir kontrol, ben aralarında sakin kalmaya çalışıyorum. NAz neyse ki emzikle sakinleştirior kendini, Murat hastaneyi yıkıor, ii ki yapıyor... Hemen serum seviyesi değiştirildi, buzlu kompresler başımızda 3 hemşire... Bitkin düştü yavrum, uyudu serum hızla zerkedilirken... Dedik biz gitmeyiz eve kalacağız, yattık bir odaya, Naz çırılçıplak. Birkaç saat sonra bu sefer ateş 35, donma eşiği... Daım bağırıyor 35 in altına inmesin die telefonda... Bu sefer de battaniylerle ısıtıyorlar, bizse izliyoruz elini tutup... Neyse sabah bir antibiotik daha, damar yolu çıktı ve biz evimize gittik. naz akşama doğru eski halindeydi... İhmal etmemk lazım ateşi, hemen doktrora gitmeli die yazıyorum hatırlamak istemediğim o günü... Neyse geçti, gitti, uzak olsun....


Salı akşam Muhabbeti bindirdik, ertesi sabah da ÇArşamba teyzesi kızımı bizden uzağa uçurdu. Mersin'e, ağaçlara, havuza, bahçedeki ördeklere tavuklara... Çok zor geldi ayrılmak ama çok mutlu... Pazt Sri Lanka uçuşunu iptal eden aşkısı da uçtu aynı akşam... Evde 2,5 yıl sonra ilk alnızlığın tadını çıkarmaı planlayan ann ise 2 gün gidemediği işin acısını geceyarılarına kadar mutfak masasında lap top'u ve kahvesiyle değişti...

Olsun, şu an ben de Colombo'a uçuyorum... Fil safarisi, rafting, çay hasadı ve sonunda NEGOMBO beach'te uzanmaya okyanusun kenarında...Sabaha aşkısının yanındayım, 7 gün başbaşa Sri LAnka'yı gezeceğiz... O da toplantılarına ara veriyor, sonra anne eve , anneanne minnoşu getirecek, bir kaç gün sonra da baba gelecek ve biz kaldığımız yerden devam edeceğiz...

Kızım biliyorum iyi vakite geçiriyorsun, büyük anneanne, anneanne, teyzen ve ablanla... Hepimiz tadını çıkaralım, dönünce de birbirimize doyalım. Anne çok orgun ve tahammülsüz, söz verioum dönüşümüz de herşey çok daha güzel olacak...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

İlk'ler


Cuma akşamı ilk defa saat 21:00 de sokaktaydı, hatta hala parktaydı... Eve 10'da döndük...

Evde çiş kazaları inat kriz...vs ( bu konuyla ilgili post'u bu işi çözmeden yazmayacağım, sonra da yazı dizisi yapacağım andım olsun :) almış başını yürümüşken, alıştırma küloduyla parka giden Naz, ilk dışarı denemesinden vukuatsız döndü... Yeni mucizevi minik portatif tuvaletimizi ( bulandan razı olsun) reddedince eski usul bacaklardan havaya çimenlere yaptık çişimizi ( eskiler bu işi biliyor kardeşim...)

Şimdi bazılarına komik gelebilir ama herkesi ve durumları durumsallık ilkesiyle değerlendirmek gerekir... Biz anne-baba ve bebek ilk defa 3'ümüz , yalnızca üçümüz tatil yaptık... Evet ciddiyim, bugüne kadar yapmadığım için pişman da değilim... NAz zaten 31 Ağustos doğumlu, geçen yaz gözümüz yemedi yazlıkta ve Bozcaada'da bakıcısı da yanımızda tatil yaptık, bu haftasonu ilk defa başbaşa kaçtık... Durusupark'a kaçabildik en yakın Cumartesi sabahı, ortam güzel işletme kötü, ama bizim gibi kısa süreli "neden olmasın" kategorisine girer...

Çok güldük, eğlendik ta ki havuzdan çıkma vakti gelene kadar... İtirazsız akşam yemeği yedik

Hiç altımıza kaçırmadık, çişimizi söyledik, ama eve dönünce üstüste kazaları kaldırdık koyverdik... Sen misin isteği dışında havuzdan çıkaran...

Bu akşam eve döndüğümde Naz ilk defa kendi ismini söylüyordu :) Arkadaşlarını say deyince sayıyordu bir haftadır, A-tila, MEğt, Yüya, Rüga :) ama artık bunlara Naj da eklendi...

Geldiğimde mama sandalyesinde akşam yemeğini yemeye başlamıştı, yanaklarımı okşadı " cici anne " deyip, sonra da sarıldı ... NAz için kocaman bir ilk, sarılmaz , sarıltmaz, şaşırdım...

Bu sabah "düt"ünü isteyip, üstüne emziğini alıp yatağına çıkıp kendisi uyumuş. Yanına istememiş, beklememiş kimseyi...

Akşam ilk defa sokağa çıkma teklifimi reddeti, bebeklerine mama yedirmeyi tercih etti...

Saat 8 gibi yine emziğini aldı, kapıyı kapattı, panjur ipini çekiştirdi, yattı biraz. SOnra kalktı, portatif tuvaletini aldı poşetiyle dolaptan, tuvalate gitti, bana açtırdı ( ben sadece eşlik ediyorum peşinde tintin) adaptör olarak koydurdu , oturdu, yapmadı birşey ama sonra kalktı yerine gitti... Kendince takıldı...

Bugün milattı sanki , vardır ya o his, birşeylerin değiştirğini hissettiğiniz, işte bugün o günlerdendi...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Korkak anne...

Bir anne elini yıkamaktan korkar mı? Korkar... Eğer yavru kendini koşarak odasına atıp lastik topunu kapıp lavaboya atıyorsa, sonra da suyu kapattığınızda artık israfa dayanamayıp olay çıkarıp sakinleşmesi dakikalar alıyorsa, korkar tabi...
2 gün sabrettim, laf anlattım, dikkat dağıtmaya çalıştım...vs ama başarılı olamadım. Artık dün akşam kucaklayıp sinir krizine neden olsa da banyodan çıkardım, sakinleşmesi uzun sürdü ama sonra tekrarlamadı... Bugün 3. gün , eve gidince banyoda ellerimi yıkarken yine aynısı olur mu diye korkmadan edemiyorum, ama korkunun ecele faydası yok, bakalım neler olacak :)

P.S: Bu Naz var ya zeka küpü... 2 gecedir ben uyutuyorum, o yatağına çıkıyor, çıkardık korkulukları şu geçiş dönemi alçak düşmeyi önleyen file portatif koruyuculardan taktık, ben de yere uzanıyorum o dalana kadar odada, dönüyor dönüyor sonra uyuyakalıyor... Neyse dün yine benim onu uyutacağımdan emin olmak için mutfakta sütünü içtikten sonra , beni elimden tuttu, herkese ell sallayıp " bay baaay" yapıp , beni odaya sürükledi. Sonra yatağına çıkmadı, yere yattı, beni de yatırdı, benim yerde yattığımdan emin olmak için , sonra yatağına çıkıp emziğini aldı... Komiksin NAz çok komik...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

2 yaş krizi varmış...

Bu 2 yaş durumları kızışmaya başladı...
İsteyen bana cahil desin, 2. çocuğu yaparsam çiş olayını aklı ermezken 18 aydan önce çözmenin yoluna bakacağım. Kendini bilen çocukla zor zor... 9 aydır kakasını söyleyebilen gözümün nuru, benimle direk inatlaşıyor... Gözümün içine baka baka, sonra yıka beni diye küvete koşarak... Su kuşu... Babası çiş yapınca silin yıkamayın diye ultimatom verdi, başta "hıhh" diye burun kıvırmış olsam da, Naz'ın sırf zırt pırt suya girmek için bunu yapabilecek kapasitede bir çocuk olduğunu düşününce çok da anlamsız değil...
Cumartesi günü Kanyon'da havuza atlamaya çalışan, çıplak ayakla koşuşan, onu havuzun kenarında güvenliğini sağlayacak şekilde sabırla beklemesine rağmen, ki bu Kitchenette'de bizim gibi yemek yiyen onlarca masaya düşe çarpa, artık dayanamayıp sözümü dinlemeyince oradan uzaklaştırdığımda ortalığı ayağa kaldırmış bir ufaklıkla çaresiz bir anne gördüyseniz o bendim.. Oyuncakçıda jetonlu oyuncağa bindirip , azıcık sakinleştirince arabasında biraz uyudu da huzura erdik... Dün de evde musluğu kayda değer bir süre açıp suyla oynayınca, ki sabah havuza girdi, sonra küvette bıcı bıcı yaptı, sularla oynamasına izin verilmeyince yine yarım saat süren öfke krizlerine giren , ortalığı yıkan da aynı ufaklık... Perşembe akşamı banyosu onun istediğinden kısa sürünce beni ve babasını çaresiz bırakan da aynı ufaklık...
Biliyorum benim tahammülüm az, Murat yüzüme yansıtttığımı söylüyor ama son bir kaç haftadaki değişim inanılmaz... Bir an çok iyi , sonra çıldırıyor, hatta bazen söylenmeye başlıyor anlamsız bir mırıltı, sonra krize dönüşebiliyor...
Ben mi çok iyimserdim, ya da karşılayabilirim mi sandım? Kendi çocuğum olunca tahammül edebilirim mi sandım? Çok mu sınırları zorladım, ya çok kastım ya da çok mu rahat bıraktım.... ya da bilenlerin söylediği gibi " bu böyle" mi sadece???
Ah ah çok kafam karışık... Yorgunum...

7 Temmuz 2009 Salı

Bu sefer kesin dönüş :)

Uzun aralar demek, sonrasında uzun postlar atmak demek…
Geçen hafta Pazar evimize döndük 1 haftalık teyze hayatından sonra… Zor oldu, 2. köprü bir yandan iş bir yandan , deli eden ustalar bir yandan… Ne zormuş, ne pis işmiş… Bu haftasonu perdeler de takıldı, kaldı geriye dolap işi, sonra tamamdır inşallah…

Tabi bir önceki haftasonu ara verdiğimiz oyun grubumuza bu hafta harika bir aktivite ile geri döndük, Neslihan’lara gidebildik nihayet bunca ay sonra, ama bu sefer de Devrim’İ fire verdik … Sinem ve ben her zamanki gibi ben arkada 2 bebekle , Sinem direksiyonda yola koyulduk, kaybolmadan ama hiç bilmediğimiz yerlerden ulaştık… Ebru ve Neslihan ufaklıklarla havuzdaydı zaten, biz de katıldık hemen… 2 su kuşu Naz ve Mert kendilerini havuza attılar, nispeten temkinli Mert kendinden yüzen mayosunun da yardımıyla daha güvenli bir portre çizdi. Ama Naz.. Anlatılmaz yaşanır; bir özgürlük, bir korkusuzluk, bir kafa tutma… Sağolsun biri Naz’ı tutmama, diğeri simidini şişirmeme yardım etti arkadaşların da sağ salim havuza girdik… Bunu bir önceki hafta Aslı’da test etmiştik aslında, Naz bir su kuşu ve korkusuz bir su kuşu…
Artık Naz morarınca, hepsini beraber çıkardık, biz bir güzel banyo yaptk hatta. Neslihan’ın hazırladığı sofrada hep beraber yemeklerini yediler… Naz ve Mert oyun çadırında beraber uzanıp dinlendiler yemekten sonra…

Uykusuzluklarından korktuğumuz minikleri kapıp Sinem’le ayrıldık, yolda baktık ki uyumuyorlar, biz deli gibi acıktık… Ver elini Bela Vista, gelsin penneler gitsin tortelliniler, gelsin biralar gitsin kahveler… Naz arabasında 2. dakiaka uyudu ( sabah 06:30’da uyanan ve havuzda cozutan bir bebeğin kaçınılmaz sonu…) ama bu sefer Mert uyanıktı… Naz uyanınca Mert kızımı öpücüklere boğdu, çok mutlu olduk Sinem’le… Sonra çete süs havuzuna yollandı, 3 dakika sonra garsonların kibar uyarısı ile yanımıza kaçtılar, ben tam çocukları koruyayım diye ayaklandım, bir de baktım ki saksılarda toprakları bir güzel havuza atmışlar, tabi hemen sıcak bir gülümseme ile mekandan ayrıldık…

Bu Cuma süper bir plan var ,ama gerçekleşmeden yazmayacağım, ya olmazsa diye korkumdan :)

22 Haziran 2009 Pazartesi

Bu haftasonu biz...



Biraz da güzellik;

Cumartesi sabahı 22 aylıkken ilk parmak ( bence avuç) boya aktivitesinden büyük keyif alan, sonra bırakmak istemeyen, bu yüzden ortalığı yıkan, sonra tüm haftasonu evdeki herkese kurrutuğumuz resimlerini gösterip kendini alkışlıyan ve alkışlatan Naz

Cumartesi babasını beklerken, gidip ABRACADABRA 'da babasına pide yapan ama büyükanneanneyi görmek için tadına bakamayan, üstüne gidip beklerken kurabiyeleri hüpleten Naz;


Birbirlerine hamur ikram eden 2 bücürük, Mert ve Naz, ve biz güzel anneleri;

Pazar günü, en güzel programlar spontan olanlardır dedirten, cümbür cemaat bir mangal partisi , bahçede kalmak istemeyen kendini dışarı atmak isteyen, hatta apartmana girip , bebek arabasına kurulan, dışarı çıkamayınca yine ortalığı yıkan ve yine baba müdahalesiyle kendine gelen Naz,
Ev ayağa kalkacak, Naz teyzesine taşınacak , tüm perdeler inecek, pencereler yapılacak ama buna rağmen dün gece onbire dek damla sakızlı kahve hüpletip , kaynatan Elif ve Murat...

Biz adam olmayız...

Sadece kendime...

Bazı konular ve anlar vardır, kimseyle paylaşılmaz, kimseyle konuşulamaz... Konunun tarafları da dahil...Atarsın içine, ama hep aynı konu su yüzüne çıkarsa ve hayatının ortasına kocaman bir volkan gibi oturursa, ve hatta her patladığından dışa akan magmanın fazlası içine akarsa, daha da korlaşırsa, konuya daha da hınçlanırsan, ilgili ilgisiz herşeyi herkesi silmek istersin , ama yapamazsın çünkü atsan atamazsın, satsan satamazsın, hayatını yeniden yazamazsın...
Fütursuz, sallamaz olmayı özlersin, bile bile öyle olmadığını, olamayacağını, ama kendini kabullenemezsin de ...
İşte böyle iki arada bir derede hiçbirşeyin keyfini süremez, tadına varamaz, herşeyi " to do list" te bir madde olmaktan öteye taşıyamazsın... Su terazisindeki damla gibi bir oraya bir oraya akıverirsin degeyi tutturmaya çalışırken, koyveremezsin...
Outstanding hayatlar yaşamaya mahkum olursun...

16 Haziran 2009 Salı

Cek cek, cak cak...

Kızımla başbaşayız yine, baba bu sefer de Sri Lanka'da... Sanırım gitmediği yer kalmayacak bu işin sonunda.

Bugün kardeş geliyor neyse ki yanımıza...

Haftaya biz de ona taşınacağız, en azından Naz...

Haftaya ev boyanacak, camlar değişecek, halılar , koltuklar yıkamaya gidecek, perdeler yıkanacak, mutfağa yeni perde yapılacak, antreye doap sipariş verilecek, gömme dolaba raflar takılacak, lavaboların silikonları yenilenecek, spotlar değişecek, kapılara stoper alınacak... cak cak, cek cek, bu da geçecek... MAdem taşınamadık yine, el mahkum başa gelen çekilecek...

15 Haziran 2009 Pazartesi

Biz bu haftasonu...

Biz bu haftasonu doya doya oyun grubu yaptık, Bir gün kesmedi iki gün hatta... Çocuklarımız odak noktasında olunca, aynı odağa sahip anneler, hatta babalar bile nasıl çabuk kaynaşabiliyormuş... 8 ay içinde çok yol katettik , ilk görüştürmeye başladığımızda aralarında ay farkı çok daha belirgindi. Bugün ise tam anlamıyla çete oldular... Sayelerinde bizler de dost olduk, empati kurduk, ailece görüşmeye başladık...
Cumartesi organizasyon annesi Sinem'in programıyla Bebek Parkı'ndaydık. Neslihan- Doruk , Devrim - Rüzgar'sızdık.




Anneler, tabi ki Sinem ve ben, Devrim ev taşıma telaşında, girişte Frozen Margarita ile güne merhaba dedik. Bizimle takıldıkça benim iddiama göre "bebek istemek" konusunda yeni bir perspektif geliştirecek olan Selma bize uymadı... Naz ve Mert cips yedi fırsattan istifade...

Naz heryerde olduğu gibi oturduğumuz minderlerde de duramadı, elimde tabak peşinde yemek yedirdim, ama yine de kaçtı gitti... Bir çocuk hiç mi arkasına bakmaz... Sinem ve Selma acıdı bana :) Neyse çaresiz öncü kuvvet çocuk parkına girdik, MErt de arkasından...





Sonra MOHINI'nin şenlik alanına zıpladık. Ama kelimenin tam anlamıyla... Kocaman çocukların arasında ezilmekten zor kurtardım Naz'ı... Mert daha temkinliydi her zamanki gibi, içine girmedi balon evin, ama Naz boyuna posuna aldırmadan bastı gitti, elbisemle iki büklüm onu çıkarmak bana düştü tabi...

Ardından legolar, oyuncak arabalar derken, bir miktar kandırmaca ve direnişle uzaklaştık alandan... Biraz dondurma , muhallebi molası, üstüne Lucca standından tezat porsiyonlu bir yemek ( bizim hanburgerler ne kadar büyükse levrek o kadar küçüktü :)) yedik... Mert uyudu deniz kenarında mışıl mışıl... Naz tabi yine cinocin... Ama arabasında uslu uslu oturdu, bebeğiyle oynadı, MErt'e ninni söyledi, ayaklarıyal oynadı, bizimle sohbet etti, nasılsa 2 saat bizimle sorunsuz vakit geçirdi... Teşekkürler kızım, çoooook teşekkürler...

Yerim ben bu koca ayakları :)

Pazar günü ise havuzlu, mangallı, salatalı ( kocam yaptı :)) bahçe keyfi yaptık Mert'in dedesinin bahçesinde... Buz gibi suyun içinde şenlerdi bizimkiler, kahkahalar attılar... Doruk bizimkileri yıkadı :)

Yüzme refleksleri kendini gösterdi, boylu boyunca uzandılar havuzun içine, costular... Ama tabi titremeye başladıklarında başta Naz olmak üzere olay çıkardılar. Neyse,binbir dil dökerek onları bahçeye yönlendirdik... Kova, kazma, kürek, çalıştılar, evin etrafını onlarca defa tavaf ettiler. Bizse bol bol yedik, içtik sohbet ettik... Sinemcim, tekrar teşekkürler...