Sözümü tutmaya geldim.
Naz, en iyi arkadaşım, bu aralar beni çok güldürüyor. Kelimeleri ne kadar cabuk kaptığına inanamıyorum. Çok gülüyorum , bazen de beni çok düşündürüyor, çünkü çok dikkatli olmamız gerektiğini farkediyoruz. Bugün bir kaç işimizi halletmek için gittim Torium'un ana baba günü otoparkında turlamamdan sıkılmış olacak ki;
N: Anne , dur dur, gel geri, geri , geri, geri...
A: Ne oldu ki?
N: Boş yer var
A: ( Geri gelir) kızım sığmaz bizim kamyon oraya
N: Sığar sığar, inip sana gel gel yapayım mı
A: !!!!
A: Yol benim, önüne baksana, ö... ( evet yine kactı ağzımdan)
N: Çok kaba davrandın, ebnce gidip özür dilemelisin
A: Haklısın, ne demeliydim? ( konuşmanın yönünü değiştireceğim ya aklımca)
N: Abicim, ltf bize izin verir misin? geçmemiz lazım
A:( Utanır, başka ne yapsın ki)
A: hadi gel tart yapalım
N: ( Çizgi film izlemektedir) Şu an çok meşgulum, bence kendin başarabilirsin
A:!!
A: ( Şönine maşasını kapan Naz'a) Ne yapıyorsunnnnnn? diye sesini yükseltir
N: Kaba davranmamalısın. Çok abartıyorsun, ben tam 5 yaşındayım...
Her an bir kayıt cihazı ile gezmek istemekteyim, mümkün mü?
26 Kasım 2011 Cumartesi
25 Kasım 2011 Cuma
İtiraf...
Elestirecek kimsem yok kendimden başka bu sayfa ve blog camiası için...
Bu blogu Naz'a hamile kalmamla açmıştım 2007'de. 4. yılında ve ilk 2,5 yıl doya doya sindire sindire yazmışım . Son bir saattir okuyorum, iyi ki yazmışım diyorum.
Yorumlara bakıyorum , ne güzel insanlara iletişime geçmişim diyorum .
Naz'ın ilklerini, emzirme, uyku, bakıcı maceralarımı bazen bayıcı ama o kadar icten yazmısım, kızım okuyunca beni anlayacak, o günler geldiğinde beni daha az yargılayacak diyorum . Okuyanlar , yeni bebekliler empati yapacak o günler bizlerin yaptığı gibi, haklı bulacak, haksız bulacak ama düşündürüp kendi yolunu buldurtacak kimilerine... Herkesin doğrusu başka, herkes baş tacı...
Kaç bakıcı değiştirdiğimi, 19 ay nasıl emzirdiğimi, lohusayken 16. gün evden herkesi nasıl kışkışladığımı, sonra aylarca evden çıkmayışımı,5 aylıkken Naz'ı nasıl bakıcıya emanet edip işe gittiğimi 10 ay boyunca her gün süt izini kullanıp her öğlen eve geldiğimi, emzik vermeyeceğim bu çocuğa diye inatlaşışımı, emziği nasıl bıraktırdığımızı, 2 yaşında başlayan oyun grupları, yarım gün sonra tüm gün kreşler, taşınmalar, iş değişiklikleri...
Unutmadım, ama hatıraların nasıl da çabuk flulaştığına, sanki bu çocuk karnımdan hem 4 yaş 2 aylık çıkmış gibi hissettimeme, bunu bazen ona yükleyip gereksiz olgunluklar beklediğime inanamıyorum. 5 yaş grubuna gidiyor diye okulda, kendine 5 yaş dedikçe ben de ona 5 yaşını bitirdi muamelesi yaptım zaman zaman korkarım unutup.
Sonra kızıyorum kendime. Nasıl da bu kadar ara verdim bu kadar güzel bir paylasıma. Kimine göre teshircilik, bana göre kendime ve tarihe notlar,paylasım, self-terapi bana göre. Kendimden de cok kızıma, aklı erdikçe onunla paylaşacaklarıma bir geçmiş ve başlangıç noktası burası...
Yine kızıyorum, bu yolculuga beraber cıktıgım, yorumlarıyla beni kahkaya bogan, sonra da aglatabilenlere sahip cıkamayısıma.
Zamana yenik dususume, bir koltukta yüzbir karpuzla yine de bir karpuzu daha tasımamıs olmama...
Su saatte haftasonuma, aylar sonra kocayla ilk basbasa programa dakikalar kala, icimi kapladı bir sitem kendime.
Yazmadan gecemedim, bunlar dolunca icime... Üzgünüm be blog, sozum olsun telafi edeceğim ..
Bu blogu Naz'a hamile kalmamla açmıştım 2007'de. 4. yılında ve ilk 2,5 yıl doya doya sindire sindire yazmışım . Son bir saattir okuyorum, iyi ki yazmışım diyorum.
Yorumlara bakıyorum , ne güzel insanlara iletişime geçmişim diyorum .
Naz'ın ilklerini, emzirme, uyku, bakıcı maceralarımı bazen bayıcı ama o kadar icten yazmısım, kızım okuyunca beni anlayacak, o günler geldiğinde beni daha az yargılayacak diyorum . Okuyanlar , yeni bebekliler empati yapacak o günler bizlerin yaptığı gibi, haklı bulacak, haksız bulacak ama düşündürüp kendi yolunu buldurtacak kimilerine... Herkesin doğrusu başka, herkes baş tacı...
Kaç bakıcı değiştirdiğimi, 19 ay nasıl emzirdiğimi, lohusayken 16. gün evden herkesi nasıl kışkışladığımı, sonra aylarca evden çıkmayışımı,5 aylıkken Naz'ı nasıl bakıcıya emanet edip işe gittiğimi 10 ay boyunca her gün süt izini kullanıp her öğlen eve geldiğimi, emzik vermeyeceğim bu çocuğa diye inatlaşışımı, emziği nasıl bıraktırdığımızı, 2 yaşında başlayan oyun grupları, yarım gün sonra tüm gün kreşler, taşınmalar, iş değişiklikleri...
Unutmadım, ama hatıraların nasıl da çabuk flulaştığına, sanki bu çocuk karnımdan hem 4 yaş 2 aylık çıkmış gibi hissettimeme, bunu bazen ona yükleyip gereksiz olgunluklar beklediğime inanamıyorum. 5 yaş grubuna gidiyor diye okulda, kendine 5 yaş dedikçe ben de ona 5 yaşını bitirdi muamelesi yaptım zaman zaman korkarım unutup.
Sonra kızıyorum kendime. Nasıl da bu kadar ara verdim bu kadar güzel bir paylasıma. Kimine göre teshircilik, bana göre kendime ve tarihe notlar,paylasım, self-terapi bana göre. Kendimden de cok kızıma, aklı erdikçe onunla paylaşacaklarıma bir geçmiş ve başlangıç noktası burası...
Yine kızıyorum, bu yolculuga beraber cıktıgım, yorumlarıyla beni kahkaya bogan, sonra da aglatabilenlere sahip cıkamayısıma.
Zamana yenik dususume, bir koltukta yüzbir karpuzla yine de bir karpuzu daha tasımamıs olmama...
Su saatte haftasonuma, aylar sonra kocayla ilk basbasa programa dakikalar kala, icimi kapladı bir sitem kendime.
Yazmadan gecemedim, bunlar dolunca icime... Üzgünüm be blog, sozum olsun telafi edeceğim ..
18 Kasım 2011 Cuma
Kişisel çözümleme-1
Pek bir yazasım var, ama bölük pörçük beynimdekiler, toparlayamıyorum.
Dün dellenip evden alıp başımı çıkmışken ( tabi ki işe) bilgisayar çantam ve bir sürü ıvır zıvır elimde, asıl çantamı unuttum mesela.
Birini arayıp , “ ne diyecektim” tadında buluyorum kendimi.
Cümleye başlayıp , başını sonunu kaybediyorum cümlenin lafın ortasına gelememişken..
Yetişemiyorum doğrudur, ama yeni bir durum değil ki bu??
Üstelik sabah kafamı yastıktan sıyıramıyor ve güne başlayamazken söylenmeye hakkım da yoktur, onu da biliyorum.
Ev işi, yemek,ütü…vs de üstümde değil, şükürler olsun, ama bir tabağı alıp bir yere koymak da külfet geliyor.
İşte keyfim yerimde, tamam sıkılıyorum ve yeni bir açılım diye sürünüyorum bir süredir heyecanlı bir işim olmasına rağmen , ama şımarmanın lüzümu yok onu da biliyorum. Dinlensem bir süre , 2 ay sonra çalışacağım diye zıplarım , ruhum müsait değil evde olmaya biliyorum, ama yine de gidesim var azıcık…
Canım bir kahve bir kitap evde olmak istiyor, sonra fink atıp mağaza gezmek , sonra bunlara fırsat bulunca yalnızım çoook diye ağlanıyorum… Sonra eş-dost sağolsun çok , sık görüşünce de ay çok bunaldım geliyor…
Naz’a delleniyorum, sesime hakim olamıyorum, sonra o uyuyunca onu özlüyorum, neden yaptım deyip, bugünler geri gelmeyecek oluyorum.
Dengesizim dengesiz…
Aileyi özlüyorum, sonra bir iki gün içinde gına geliyor, evim evim diyorum, ama eve gelince neden çok yakınn değiliz her anlamda diyorum….
Şükredebilen bir yapı olmakla beraber bu aralar tatminsizlik hastalığına yakalandım. Beni tanıyıp okuyanlar “ yeni değil ki “ diyecek J
Bu mükemmeliyetçilik herşeyden beter be blog, adamı yer bitirir… Beklentilerin de çevrendikeleri… En kötüsü de farkında olmak, ama derdine çare olamamak kendinin.
Aptal olsam, farkında olmasam da mutlu olsam?
Ya da farkındalığı çözüme çevirsem de mutlu olsam?
Yani mutlu olasım var da nasıl yapacağım onu düşünüyorum.
1 Kasım 2011 Salı
Kendimize geldik...
Sevmiyordum son aylarda uyanışımı, senin çoook erken şakıyan sesin bazen bana “ah be yavrum, 1 saat daha uyusaydık “ dedirtiyordu. Yataktan kalkmadan , yapılacaklar ya da yapmadığım ertelediklerimin listesi beynimde dönerken, biraz daha gömülüyordum yorganın altına.
Yaş oldu 31, yorgunluk var, yetememe hissi, endişeler, bazen tembellik aslında bıkmışlık…
Sonra 30 yılda giden canlara yenileri eklendi, 24 ü bir arada… Diyorsun ya “ Annecim, askerler düşmanlarla bizim için savaşıyor, değil mi?” Yutkunuyorum bunu duydukça. Andımızı öğrendin , marşlar söylüyorsun, Atatürk oratoryosu hazırlıyorsun… ben de yaptım hepsini, benim yaşıtlarımda… Sonra bir baktık, hayat savurdu kendi dertlerimizle bizi oradan oraya, bu esnada baktık menfaatçiler sardı çevremizi.
Din, dil , ırk, toprak, vatan, bölünmez, ama bir de kimlik var, eee ne oldu “ne mutlu Türk’üm diyene” ye, “Türkiyeli” artık medenileşmeliyiz, AB’ye uyum… diye kendi dertlerimizin içinde uyurken, uyutulurken yüzümüze tokat gibi çarptı kızım. Anladık aşağıda ne demek istediğini;
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! “
Daha hazmedememişken sallandı 7,2… Hem öyle bir yer ki, yukarıdaki tartışmalarınn göbeğinde… Çıktı ırkçılar ama biraraya gelmiş millet daha bir kilitlendi , kocaman bir yürek oldu, beraber attı.
Kendime geldim kızım.
Şükür duydum;sabah beni sıcacık evimizde uyandırdığın için ve yataktan çıktığımda üşümediğimiz için , sen benden önce cırcır güne erken başlayacak kadar sağlıklı olduğun için,sabah mutfağa inip dolabın önünde ne yiyeceğimize beraber karar verebildiğimiz, hangi kıyafeti giyeceğimizi seçme şansımız olduğundan evde sabahları savaş çıktığı için; iyi bir okula gidebildiğin, başımız hep sıcak bir çatının altına girdiği ve akşamları önümüzde sıcak yemek olduğu, sıcacık banyomuzu yapabildiğimiz , to do list yapacak kadar çok şeye ulaşabildiğimiz için… Bunlar detay kuzum; nefes aldığımız ve beraber olduğumuz için….
Biliyorum, unutacağız unutturulacağız; ama biz hatırlamak için elimizden geleni yapacağız.
Son iki haftadır baban yokken kayda aldığın ve sürekli anlattığın gibi;
“çocukların evleri kırıldı, altında kaldılar” “Düşmanlarla savaşırken bizi korumak için öldüler”…
7 Ekim 2011 Cuma
Eylül geçti, elim yeni gidiyor klavyenin tuşlarına...
Naz'ın yaz okulu, yaz okulundan sonra babanne ziyareti, sonra uzun bayram tatili derken, Eylül başı kuzum bize geri döndü.
Yaz okuluna gönderdiğimiz okulun kış programı bizi tatmin etmeyince, tesadüf eseri bulduğumuz ama içimize sinen 20 yıllık geçmişi olan bir okula yazdırdık. Sitemizde değil ama uzak da değil. İki ebevyn paslaşarak idare ettik akşam çıkışlarını.... Her zamanki gibi adaptasyon durumu yaşamadık, bizimki eve gelmek istemedi akşamları, o derece sevdi, o sevdi diye biz daha da çok sevdik.
Yabancı öğrenci yoğun bir okul olduğundan başta endişeliydik, ama baktık ki Naz pek bir iştahlandı yabancı dillere, tam bir oh çektik.
Evde yardımcılardan, bakıcılardan gülmedik ama kızımı bizi güldürüyor şükür ki...
İş yoğun, ev hayatı süreki organizasyon gerektiriyor,eve bakacak biri lazım derken; Eylül'ü de kış kışladık.
Bir de benim tahammülsüzlüğüme sebep iç seslerimi de kış kışlarsam değmeyin keyfime...
P.S: Naz'a bir şeyler oldu, fotomodel kesildi başımıza... Tüm politik yetenekleri gün be gün gelişiyor. İç seslerim baktı ki beni sınıra getiriyor " sen dünyanın en iyi annesisin" deyiveriyor ben eriyorum tereyağı gibi...
Naz'ın yaz okulu, yaz okulundan sonra babanne ziyareti, sonra uzun bayram tatili derken, Eylül başı kuzum bize geri döndü.
Yaz okuluna gönderdiğimiz okulun kış programı bizi tatmin etmeyince, tesadüf eseri bulduğumuz ama içimize sinen 20 yıllık geçmişi olan bir okula yazdırdık. Sitemizde değil ama uzak da değil. İki ebevyn paslaşarak idare ettik akşam çıkışlarını.... Her zamanki gibi adaptasyon durumu yaşamadık, bizimki eve gelmek istemedi akşamları, o derece sevdi, o sevdi diye biz daha da çok sevdik.
Yabancı öğrenci yoğun bir okul olduğundan başta endişeliydik, ama baktık ki Naz pek bir iştahlandı yabancı dillere, tam bir oh çektik.
Evde yardımcılardan, bakıcılardan gülmedik ama kızımı bizi güldürüyor şükür ki...
İş yoğun, ev hayatı süreki organizasyon gerektiriyor,eve bakacak biri lazım derken; Eylül'ü de kış kışladık.
Bir de benim tahammülsüzlüğüme sebep iç seslerimi de kış kışlarsam değmeyin keyfime...
P.S: Naz'a bir şeyler oldu, fotomodel kesildi başımıza... Tüm politik yetenekleri gün be gün gelişiyor. İç seslerim baktı ki beni sınıra getiriyor " sen dünyanın en iyi annesisin" deyiveriyor ben eriyorum tereyağı gibi...
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Kışşş Ağustos kışşş....
İnsan ne kadar çok dalgalanıyor. Benim durumum tam manik depresife vurdu.
Ramazan güzel, maneviyatı yüksek tabi ama iftar, sofra topla, uyuyakal, sahura kalk, sofra topla, uyumaya çalış , kalk, Naz için kahvaltı , sofra topla, Naz’ı okula gitmeye ikna et, işe yetiş , Naz’ı okuldan almaya yetiş ve yine iftar…. Maneviyat fiziken yıpranmayla birleşince, bu sefer maneviyatın da zayıflaması olarak bünyeye vurdu azıcık…
Evet yatılı bakılı maceramıza son verdik ( ara mı verdik desem, hani %99 eminim ama akıl planlar, kader gülermiş malum…)
Naz yaz okulunda, biz Naz’ın programına göre rotasyonda, kış için okul kaydı tamam , eve bakacak biri bulundu, ama düzenlisi bulundu mu tamam, tastamam olacak.
Ne Ağustos Allahım…
To do lists bekliyor beni;
Dolap içleri elden geçecek, kutu kutu penselenecek.
Ayakkabı dolabı toparlanacak
Naz’ın eskileri verilecek, saklanacaklar hurçlanıp dolap üstüne çıkacak
Klordan mahvomuş saçlara çeki düzen verilecek
Ejderha Dövmeli kız serisi bitti, kenarda bekleyen Elif ve İskender okunacak
Alınış ve kenarda bekleyen duylar boyanacak , duvardaki delikler kapanacak
Alçı ile rüstiklerin takılırken fazladan açılmış delikler kapanacak
Merdiven altı elden geçecek
Biten Schengen vizesinin acil uzatılması lazım
Naz’ın okul başlangıcı için evrakları toparlanacak
Tahammül ve beklentisizlik üzerinde yorulan kafa boşa çıkarılacak
Yeni bir tarif defteri alınıp, tarifler toparlanacak
Ağustos vurdu geçti, ne olur Eylü güzel gelsin, kolay gelsin…
P.S: Çok sevimli burada ama her zaman bu kadar sevimli değil, özellikle yemek konusu bende anksiyete yapıyor bu aralar….
2 Temmuz 2011 Cumartesi
30 Haziran 2011 Perşembe
İçe bakış 1
Yaz geldi, ya da gelmeye çalışıyor :)
Ama bebekleri ondan bereketli geldi.
Her hafta bir yendoğan haberi.
Pırpır oluyor benim bile kalbim... Yeni doğanları ya da doğmuş serpilmekte olanları kucağıma aldığımda , yok artık tamam, tavrım acaba devam mı oluyor...
Ama kolay değil ki...
Çok büyük güç lazım eğer bilinçli yapıyorsan... Para ya da fiziksel değil, ruhen ve beynen...
Ya da deli cesareti ...
Ben çok güçlü de değilim deli de...
Eee ne yapcaz şimdi?
Ama bebekleri ondan bereketli geldi.
Her hafta bir yendoğan haberi.
Pırpır oluyor benim bile kalbim... Yeni doğanları ya da doğmuş serpilmekte olanları kucağıma aldığımda , yok artık tamam, tavrım acaba devam mı oluyor...
Ama kolay değil ki...
Çok büyük güç lazım eğer bilinçli yapıyorsan... Para ya da fiziksel değil, ruhen ve beynen...
Ya da deli cesareti ...
Ben çok güçlü de değilim deli de...
Eee ne yapcaz şimdi?
28 Haziran 2011 Salı
İçimden geldi bu sabah...
Yıl oldu neredeyse ve bu sabah içimden geldi yazmak...
anlatmak istediğim özel birşey olduğundan değil, paylaşmak bizim doğamızda olduğundan.
teşhircilik mi? Bence değil. Öyle olsa sadece övünülecek şeyleri paylaşırdık, son postumdaki gibi utanılacakları değil...
Naz okullu oldu, evimizi taşıdık , ben aynı şirket içinde , koca kişisi bambaşka profesyonel değişiklikler yaşadık.
Yardımcılar değiştirdik, kızkardeşi evlendirdik, ve evimizi hayatımızı taşıdık.
Bahçeli bir evimiz oldu sonunda, işime çok uzak ama kalbime yakın, kızımın bahçesinde Renkli'sini beslediği, benim bile kedilerle ilgili fikirlerimin değişmeye başladığı... 15 gün içinde bizi taşıdı diye kızsamda hala zaman zaman sarılıp kocama teşekkür ettiğim.
Naz'ımız bir bıcırıktı, şimdi de içine kadın kaçtı.
Tüm saflığıyla, kaprisleri, küsmeleriyle... Artniyetsiz , kirlenmemiş ama kadın...
Yılsonu gösterileri atlattık, bale resitaline bile çıktık. Akşam uyku saatlerini 10'a çektik ama hala 6,30'da uyanıyoruz. Yerimizde duramıyor, kendi kendimize şarkılar mırıldanıyoruz.
Kuzenleri ablalarım, abim, eve gelip giden dostlarımızın kendinden küçükleri ise hemen kardeşi oluveriyor.
"Kardeş istiyor musun?" sorusunun cevabı, o isimlere " benim kardeşim var ki " diye gönderme yapmak oluyor.
Özgür kız diye içimizden geçirirken, artık öyle yaşıyor.
Control freak'lik içimde olduğundan bir yandan söylensem de , içten içie gurur duyuyorum bu haliyle.
Savaşçılığı , kendini koruması hoşuma gidiyor.Hayatı böyle öğrendi ve gördü. Yanında ona bakmakla yükümlü yabancılara, şükürler olsun ki hepsi de sevgi doluydu, kendini ispatlamayı öğrendi.
Sevimlilik ya da onların hoşuna gidecek şeyleri yaparak baktırtmadı kendine, kendi olarak güçlü durarak, şikayet ederek değil ama isteklerini açık açık söyleyerek... Gururluyum elbette, gözlerim dolsa da bu şekilde analiz ettiğimde , gerçeklerle yüzleştiğimde, içten içe umutluyum onun için, kendimiz için...
Seyahatlerim başladı tekrar, belli konumların belli bedelleri var tabi.
Naz ilk başta şaşırdı ama sonra hediyeler ısmarladı. Babasını daha çok sahiplendi. Ne de olsa sırf Naz için iş yapış tarzını değiştiren , seyahatlerine ara veren ve kızına tapan bir baba o. Naz'la anlaşarak evden çıkış saatine karar veriyor, Naz'a göre eve dönüyor. Naz'ın kahramanı babası ...
Gariplikleri , atlatılanları değil, umutları yazmak istedi canım bu sabah.
Kaçırdıklarıma değil, sahip olduklarıma bakmak istiyorum içten içe.
Başkalarının boş ya da dolu, ama onlara ait olanlarını değil, kendiminkini düşünmek istiyorum...
Haydi bakalım, yeni bir mevsim olsun ...
23 Kasım 2010 Salı
Kontrolu kaybetmiş anneye "kendine gel" konulu ilk ders...
Bayram, Tatil, Naz, sabır, yaş 3 aylık bir cadının annesi olmanın delirmenin eşiğindeki dayanılmaz hafifliği… konularında yazmayı düşünürken dün akşam “ artık dellenme azıcık, kendine gel “ dedirten cinsten, hep paranoyaklık yapıp korkusunu yaşadığım bir şey oldu…
Naz banyoda kilaitli kaldı…
Küçücük havalandırma penceresi hariç, kapıdan başka çıkış olmayan bir banyo bizimki…
Yine dellendiğim, kontrollu olup time out yapmaya karar verdiğim bir akşam yemeği sofrasında, Naz yine 2 aşağı bir yukarı 2 amut 2 takla beni test ederken, sınıfta kaldım.
A; “Kalk sofradan ltf” ” time out odaya”
Naz ; Tamam , ben de hamur oynarım odamda ( zaten koymuşkafaya yememeyi)
A; Benim odamda bugün o zaman molan
Naz; Olur yatakta zıplarım
A; O zaman banyoya
Ve Naz daha banyo kapısından girerken kapıyı kapatır, omzunu silker, kilidi çevirir…
Ben sakin ama renk uçmuş, yardımcım kapıda yanımda titriyor ama benden çekinip susuyor…
Başlıyorum konuşmaya, oradan buradan, arada “ buradayım, korkma “ diyorum, hiç susmuyorum…Naz her dediğimi yapıyor şükürler olsun, kilidi çevirmeye çalışıyor… Murat yok. Kapıcıyı çağırıyorum, Naz’a banyo minişlerini al tartıya çık akç kg olmuşsun diye oyalamaya devam ediyorum…
Korkma , şimdi kapıdan ses çıkacak diyorum Naz’a, kır kapıyı diyorum Ahmet Bey’e… Deniyor ama kapı sağlam… Çilingir, numara, kaç dakikada gelir falan hesaplarken, kapının esnediği fark ediyoruz… Ahmet Bey kapıyı esnetiyor tüm gücüyle milimetrik alt delikten Naz anahtarı itiyor ama o da ne ? Girmiyor kilide anahtar…
Murat telefonda sökün kilidi, çilingir de onu yapacak diyor, bir yandan yanımıza gelmek için çıkmaya çalışıyor olduğu yerden.
Söküyoruz ama anahtar oturmuyor kilide , yardımcım “Abla, deiiği kapayan ahşabı oysak belki oturur kilit “dedi
Başladım tınaklarımla tornavidayla uğraşmaya, ama susmuyorum hiç Naz’a….
Ve mucize oldu açıldı kilit… Ben de bıraktım kendimi, üstümden kamyon geçmiş gibi… Naz güle oynaya çıktı, şükür olsun… Ağlamadan, sinirlenmeden, söz dinleyerek…
1 saat sonra dökülen sıvaları temizlerken Reyhan, bu sefer kilidi dıştan çevirmiş Naz kızın üstüne… Banyonun önünden geçerken baktım Naz kapıda “ Korkma canım, buradayım “ diye banyo kapısına konuşuyor…
Güler misin ağlar mısın?
Naz banyoda kilaitli kaldı…
Küçücük havalandırma penceresi hariç, kapıdan başka çıkış olmayan bir banyo bizimki…
Yine dellendiğim, kontrollu olup time out yapmaya karar verdiğim bir akşam yemeği sofrasında, Naz yine 2 aşağı bir yukarı 2 amut 2 takla beni test ederken, sınıfta kaldım.
A; “Kalk sofradan ltf” ” time out odaya”
Naz ; Tamam , ben de hamur oynarım odamda ( zaten koymuşkafaya yememeyi)
A; Benim odamda bugün o zaman molan
Naz; Olur yatakta zıplarım
A; O zaman banyoya
Ve Naz daha banyo kapısından girerken kapıyı kapatır, omzunu silker, kilidi çevirir…
Ben sakin ama renk uçmuş, yardımcım kapıda yanımda titriyor ama benden çekinip susuyor…
Başlıyorum konuşmaya, oradan buradan, arada “ buradayım, korkma “ diyorum, hiç susmuyorum…Naz her dediğimi yapıyor şükürler olsun, kilidi çevirmeye çalışıyor… Murat yok. Kapıcıyı çağırıyorum, Naz’a banyo minişlerini al tartıya çık akç kg olmuşsun diye oyalamaya devam ediyorum…
Korkma , şimdi kapıdan ses çıkacak diyorum Naz’a, kır kapıyı diyorum Ahmet Bey’e… Deniyor ama kapı sağlam… Çilingir, numara, kaç dakikada gelir falan hesaplarken, kapının esnediği fark ediyoruz… Ahmet Bey kapıyı esnetiyor tüm gücüyle milimetrik alt delikten Naz anahtarı itiyor ama o da ne ? Girmiyor kilide anahtar…
Murat telefonda sökün kilidi, çilingir de onu yapacak diyor, bir yandan yanımıza gelmek için çıkmaya çalışıyor olduğu yerden.
Söküyoruz ama anahtar oturmuyor kilide , yardımcım “Abla, deiiği kapayan ahşabı oysak belki oturur kilit “dedi
Başladım tınaklarımla tornavidayla uğraşmaya, ama susmuyorum hiç Naz’a….
Ve mucize oldu açıldı kilit… Ben de bıraktım kendimi, üstümden kamyon geçmiş gibi… Naz güle oynaya çıktı, şükür olsun… Ağlamadan, sinirlenmeden, söz dinleyerek…
1 saat sonra dökülen sıvaları temizlerken Reyhan, bu sefer kilidi dıştan çevirmiş Naz kızın üstüne… Banyonun önünden geçerken baktım Naz kapıda “ Korkma canım, buradayım “ diye banyo kapısına konuşuyor…
Güler misin ağlar mısın?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
