Cumartesi sabahı 22 aylıkken ilk parmak ( bence avuç) boya aktivitesinden büyük keyif alan, sonra bırakmak istemeyen, bu yüzden ortalığı yıkan, sonra tüm haftasonu evdeki herkese kurrutuğumuz resimlerini gösterip kendini alkışlıyan ve alkışlatan Naz
22 Haziran 2009 Pazartesi
Bu haftasonu biz...
Cumartesi sabahı 22 aylıkken ilk parmak ( bence avuç) boya aktivitesinden büyük keyif alan, sonra bırakmak istemeyen, bu yüzden ortalığı yıkan, sonra tüm haftasonu evdeki herkese kurrutuğumuz resimlerini gösterip kendini alkışlıyan ve alkışlatan Naz
Sadece kendime...
Fütursuz, sallamaz olmayı özlersin, bile bile öyle olmadığını, olamayacağını, ama kendini kabullenemezsin de ...
İşte böyle iki arada bir derede hiçbirşeyin keyfini süremez, tadına varamaz, herşeyi " to do list" te bir madde olmaktan öteye taşıyamazsın... Su terazisindeki damla gibi bir oraya bir oraya akıverirsin degeyi tutturmaya çalışırken, koyveremezsin...
Outstanding hayatlar yaşamaya mahkum olursun...
16 Haziran 2009 Salı
Cek cek, cak cak...

15 Haziran 2009 Pazartesi
Biz bu haftasonu...
Cumartesi organizasyon annesi Sinem'in programıyla Bebek Parkı'ndaydık. Neslihan- Doruk , Devrim - Rüzgar'sızdık.
Sonra MOHINI'nin şenlik alanına zıpladık. Ama kelimenin tam anlamıyla... Kocaman çocukların arasında ezilmekten zor kurtardım Naz'ı... Mert daha temkinliydi her zamanki gibi, içine girmedi balon evin, ama Naz boyuna posuna aldırmadan bastı gitti, elbisemle iki büklüm onu çıkarmak bana düştü tabi...
Ardından legolar, oyuncak arabalar derken, bir miktar kandırmaca ve direnişle uzaklaştık alandan... Biraz dondurma , muhallebi molası, üstüne Lucca standından tezat porsiyonlu bir yemek ( bizim hanburgerler ne kadar büyükse levrek o kadar küçüktü :)) yedik... Mert uyudu deniz kenarında mışıl mışıl... Naz tabi yine cinocin... Ama arabasında uslu uslu oturdu, bebeğiyle oynadı, MErt'e ninni söyledi, ayaklarıyal oynadı, bizimle sohbet etti, nasılsa 2 saat bizimle sorunsuz vakit geçirdi... Teşekkürler kızım, çoooook teşekkürler...
Yerim ben bu koca ayakları :)
Pazar günü ise havuzlu, mangallı, salatalı ( kocam yaptı :)) bahçe keyfi yaptık Mert'in dedesinin bahçesinde... Buz gibi suyun içinde şenlerdi bizimkiler, kahkahalar attılar... Doruk bizimkileri yıkadı :)
Yüzme refleksleri kendini gösterdi, boylu boyunca uzandılar havuzun içine, costular... Ama tabi titremeye başladıklarında başta Naz olmak üzere olay çıkardılar. Neyse,binbir dil dökerek onları bahçeye yönlendirdik... Kova, kazma, kürek, çalıştılar, evin etrafını onlarca defa tavaf ettiler. Bizse bol bol yedik, içtik sohbet ettik... Sinemcim, tekrar teşekkürler...
11 Haziran 2009 Perşembe
9 Haziran 2009 Salı
Biz...
Blog yazmak bir dönem , tarihe not düştüğümü hissetmek anlamında çok önemliydi, şimdi önemsiz değil ama dedim ya; sürüklenirken elimden kayıveren keyiflerimden biri de bu….
Sürüklenirken hayat iyi şeylere de vesile oluyor, yeni dostlar, arkadaşlar, tazelenen ilişkiler…vs…
Mesela bu blog sayesinde oluşturduğumuz oyun grubumuz artık bir adım daha ileri gitti. Sinem-Mert’le biz zaten pek aksatmadan lokasyon yakınlığı nedeniyle her haftasonu görüşüyoruz, Devrim de süper performans sergiliyor zaten, eee artık buralara taşınınca daha da iyi olacak. Geçtiğimiz haftasonu, babalarla Pazar brunch’ı yaptık. Malum er kişiler bizler kadar large olamayabiliyorlar ki, ben bunu söyleyince bizim er kişi” ben easy going bir adamım” diye dalgasını geçer ama neyse… Beklediğimizden daha başarılı geçti , sabah 11:30 gibi buluştuk ve akşam üstü 16:30da ayrıldık. Florya’da Kasaba’daydık, Sinem’le ben aç kaldık ama olsun J Devrim’ler zaten geç katılabildi… Ama hem sohbet keyifliydi, hem oyun grubunu babalarla yapabilmek. Hem Mert hem Rüzgar öğlen uykularını bile uyudular yemeğin üstüne ama benim özgür kız olduğunu herkese ispatlamış ve herkesçe kabul edilmiş Naz’ım bıcırdadı durdu sürekli. Hiç oturmadı , dolayısıyla ben de…

Bu haftasonu ise yine Mert’leydi, Florya parkı’nın müdavimi olduk , bu sefer çimenlerde bile yayıldık, üstüne yemeğimizi de restaurantında yedik… Biz hatta Cuma ve Pazartesi de orayı ziyaret ederek rekor kırdık… Buraya yakın olan herkese şiddetle tavsiye edilir…

Naz’a gelince, yazsan roman olur…
*Mesela Cuma akşamı eve gitmemek için olay çıkaran ve sonunda binbir dil dökerek kucağa alınan, ama kendi yerlere atmaya çalışan Naz’ın, sahilde hiiiiç tanımadığımız bir grup gençkıza ellerini uzatıp “ ablaaaa ablaaa” diye yardım istemesi,
*Dışarı çıkmakla ilgili duyduğu her kelime ya da hece üstüne, en sevdiği pantolonunu alıp kapının önüne oturmak suretiyle, o an üstündekileri “aç aç “ diye çıkarmaya çalışması
*Fırının aynalı kapağına yaklaşınca, kendi görüntüsüne şaşırıp “ bak bebik” diye çığlık atması
*Kıvır kıvır kuzu saçlarını binbir zorlukla yaptığımız kuyruğu bozulunca çantandan tarağını kapıp taramaya çalışması
*Bebeklerini yatırıp önüne bez takmaya çalışması, üstlerini çıkartıp kendi dolabından kıyafetler giydirmeye çalışması, dizine yatırıp sütüne dikkatlice örtüp ninni söylemesi,
*Günde 5 defa çekmecelerinden kıyafet seçip seçip üstünü değişmesi
*Bir haftalık bezini çıkarma deneyimi nedeniyle , bizimle inatlaşan ve çişini söyleyen çocuğun tuvaletten kaçma maceraları ve vazgeçen annesine teşekkür etmesi
* Yeni öğrendiği kelimeleri; “ ay , aaç ( ağaç), uyuyo, mama yiyo, giyiyo, gidiyo gibi zaman içeren eylemlerle kurduğu 2-3 keleimeli cümleleri… Okuduğum yaşıtı blog bebeklerine göre geride de olsa arayı çabuk kapatıyor, ama ne arası kime göre, salladım gitti o yüzdenJ Bana gelmez yarış, kıyas durumları…
*Yemekten sonra çılgınca kendini “bıcı bıcı” diye banyoya atışı
*Kendi etrafında dönüp, başı dönünce çığlık çığlığa mutluluğu
*Uydurduğu melodileri, şarkıları , genelde “ annesi, babası” içerikli, mesela bu sabah telefonda “annesi geliyoooooo, babası gidiyoooo” gibi aslında bana göre çok içli bir şarkı…
* Babası gel, annesi gel, ablası gel komutlarıyla sürüklediği bizleri dün marketten ekmek alırken kapıp geldiğimiz oyuncak bebek arabasını sürmek için yanına alması , bizim sürmemizi istemesi, iki büklüm biz sürerken beğenmeyip sürekli bebeğini düzeltmesi
*Kitaplarını açıp kendince bıdır bıdır anlamlı anlamsız aynı bizim tonlamalarımızla okuması ve sonunda “bitttiiiiii” deyip kapatması
*Biberona kolayca veda etmesi, ama emziğini hala “mama” diye istemesi uykuya dalarken
* Sütünü ya da mamasını bitirince “mama bay baaaayy” diyerek sevimlice sıvışması
* Poposunu arada severken ısırdığım için “anne popi haaaaam” diye poposunu dönmesi ve ısırılmak istemesi …
Yaz yaz bitmez ki… kitap değil , roman değil, kendi başına yeni bir hayat sonuçta…
22 Mayıs 2009 Cuma
Naz'dan ...
Lego canavarı güne böyle başlıyor... Bu sabah fotoğraf çekildiğinde saat 07:40, kahvaltı bitmiş, ablasının giydirdiğiniz beğenmemiş, dün akşam anneannesinin sürprz paketinden çıkan T-shirt'lerden birini etiketiyle de olsa giymiş halde...
20 Mayıs 2009 Çarşamba
Kaçtık geldik...

Bol molalı, köfteli-piyazlı, Boğaz vapurlu yolculuktan sonra Kanara’ya neredeyse gece yarısı vardık… Ayhan Bey ve Semahat Hnm acayip hoşsohbet, kendinizi evinizde hissettiren insanlar. Bizi hiç oda, kayıt…vs ile yormayıp direk restaurant’a aldıla,r karnımızı doyurdular. Biz acaba akşam yemeklerini nerede yeriz diye düşünürken, ayağmızın altında körfezin denizini görüp çipuranın ve eniz börülcesinin lezzetine varınca, arayışlara son verdik. 22 oda , mükemmel bir bahçe, bir sürü evcil hayvan… Aslında tam Naz’lıktı, üstelik etraf çocuk kaynıyordu. Burnumun direği sızladı ama ilk gün hemen çevre turuna çıktık tabanlarımız ağrıyana kadar da gezdik… Adatepe köyü, Zeus Atları, Mıhlı şelale… Üstüne kurt gibi acıktığımız için mi yoksa Balkanlar’ın en iyi pidecine rastladığımız için mi bilmiyorum, bugüne dek yediğim en lezzetli pideyi hüplettik … Üstüne bir de Behramkale içini turladıktan sonra otelimize döndük… Akşam yemeğinde Bozcada şarabımızı eksik etmedik, tadına vardık… Ertesi gün yalnızdık , arkadaşlar döndü İstanbul’a… Ben azıcık güneşlendim uun bir kahvaltı sonrası ama lodos başlayıca hadi keşfe devam dedik, ayrıldık öğleden sonra. Yeşilyurt köyünü, gidip kalmak istediğim başka bir otel olan Erguvanlı ev’i ziyaret ettik… Sonra Gelibolu’ya geçip Güneyli’ye gittik, canımız çekmeyince bastık Erikli’ye gittik… Oteller kötü ama deniz –kumsal güzel, İstanbul’a bu kadar yakın olunca daha da güzel J Kasmadık kaldık bir gece… Ertesi sabah ise kızımızın özlemi çok ağır basınca geldik evimize… Uyuyordu, ama eve girmemizden 5 dak sonra “ anne geldi, baba geldi” diye uyandı minik kuzum J
Bugün uzun geçecek, ama çabuk bir hafta olacak neyse ki…Akşama kuzu dolma yapacağım ama bizim kuzuyla…
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Mayıs güzeldir :)
3 Mayıs 2009 Pazar
Bebek sallarken...
Hiç dizimde sallamadım ki, anlamadım... Sallamaya kalktım , itiraf ediyorum, ama hiç izin vermedi. Şimdi dizde bebek sallıyor benimki... HEm de üstlerini itinayla örtüp, bizi susturarak...