9 Ağustos 2009 Pazar

Sri Lanka ilk günler...

Uçtum uçtum, evimden 10,000 km ötedeyim... 4,5 saat Dubai, ucuucuna yakalan aktarma ve 5 saat daha uçup Colombo... Yolda uyurum planları yattı tabi aktarma gecenin 2'sinde olunca.

Otelde şoförle bir türlü buluşamadığı için geç kalan aşkısını bekleme ve sonra 3 saatlik araba yolculuğu... Ama buna rağmen yolda Pinnawala fil yetimhanesinde mola... Burası cidden yetim filler için kurulmuş ve şu an 300 kadar fil var... Çok yakına gidemiyorsunuz ama bu kadar çoğunu bir arada görmemiştim doğrusu... Yavru filleri öğe saatinde kapalı bir alanda besliyorlar o zaman dokunabiliyorsunuz... Banyo yapışlarını izlemeye mecalim yoktu, o kadar doyuyorsunuz görmeye bir saatin içinde...
Sonrasında açlık ve yorgunluktan şaşırmış ben ve buralara her geldiğinde grip olmayı başaran ( sıcaklık 30 derecenin üstünde ama inanılmaz bir nem sonrasında her yer klimalı, normal tabi) aşkısı , dayanamayıp buranın şartlarında nispeten düzgün bir yere rastlayınca hemen karnımızı doyurduk... hem de bu manzarada...
Daha önc Bali'de de böyle olmuştu, körü ve baharat kokusu fena yapıyor alışana kadar... Ama bu sefer yapacak birşey yok , 1 hafta aç geçmez deyip yedim vallahi karidesleri...

Kaldığımız bölge adanın ortasında, denizden 150 metre yüksekte HABARANA diye bir bölge... Cinnamon Lodge burada kalınabilen 2 otelden bir tanesi... Bizim kaldığımı 2 katlı bongalov tarzı yapının önünde çok büyük bir akarsu var, ortası lotusla kaplı... 150 çeşide yakın kuş cinsi varmış ki, belgesel fotoğrafçıları da var etrafta. Dedim ya filler buranın vazgeçilmezi, gece yollara çıkıyormuş vahşi filler, bu çevrede o yüzden çoğu insan kulubelerinden çıkmazmış geceleri... Dün gece terasta birşeyler atıştırrıken, Murat dinlenmek için içeri girmişti, fillerin sesi o kadar yakındı ki tırsıp koşarak odaya girdim ben de , düşünün...
Geçen haftanın ve yolun yorgunluğunu dün bir ayuverda hastanesinde attık buradaki şoförümüz ve rehberimiz Viki'nin sayesinde... Otel pahalı ve güzel değil , sizi başka bir spa'ya götüreyim dedi, iyi dedik... Bizi şose yollaradan karanlıkta bir yerlere götürdü... Acayip kokan yağlarla saç diplerinden ayak ucuna sizi yoğuruyorlar resmen, sonra mango yapraklarının üstüne ahşap yatağa yatırıp üstünüzü ahşap kapağıyla kapatıyorlar, sonra alttan veriyorlar ateşi... vucudunuz zaten gevşemiş, iyice gevşiyor, sonra üstüne 20 dak sauna ve duş... 1,5 saatin sonunda yeniden doğuyorsunuz, o yağlardan temizlenmek zaman alıyor ama olsun... Saat 09:da otele geri döndüğümüzde iyice gevşemiş ve yorgunluğu atmıştık...
Bu sabah kahvaltıya giderken yanımızdan şu mahluk geçti, ağaçlardan da maymunlar sarkıyor... Murat , yine getirdin beni nerelere diye söylendi...


Muz, papaya, ananas, coconut zebil, cent'le satıyorlar.... Pilav'ları meşhur, sabah kahvaltıda bile körülü pilav yiyebiliyorlar...
HAlkın %90 u budist ve çıplak ayaklarla geziyorlar, ayaklarının altı mutasyona uğramış bu sıcakta nasıl geziyorlar, hiç bilmiyorum....
King coconut içtik, tatsız tutsuz ama sağlığa faydalı deyip içirdiler valla... Hopper ( yanlış yazıyor olabilirim) diye bir omlet yedim, pirinç unu+yumurta kase gibi metal bir kapta yapıyorlar, süperdi... Yarın sabah fotoğrafını da çekeceğim...

Hazır Murat uyurken bugünü de yazayım; sonra unutmak istemiyorum detayları;

Sabah önce Sigiraya'ya gittik... Babasını öldüren bir kral 5. YY'da çevresini hendeklerle havuzlarla ve timsahlarla kaplayıp yerden 200 metre yükseğe bir kale yapmış... Tırman babam tırman, 2 saatte çıkıp inebiliyorsun... Ben 30 metre aşağıda 1600 yıllık duvar fresklerini gördüm, ve oraya döner her yeri korozyona uğramış bir merdivende onlarca insanla tüm yükseklik korkuma rağmen titreye titreye çıktıktan sonra "yeteriniyoruz" oldum doğal olarak.... Freskler mükemmeldi, UNESCO boş yere kazıp ortaya çıkarmamış bu bölgedeki herşeyi ve Dünya kültür mirası kabul ediyorlar...


Ardından Ortaçağ başkenti Polonnaruwa 'ya gittik. Şortla giremiyorsunuz Budist tapınaklara ve ayakkabı ve şapkayla. Ateş dansı yapar gibi bize gülen yerli halk ama yine bizim gibi zıplayan diğer turistler gezdik bölgeyi... Granitten tek parça yapılmış Buddha heykelleri mükemmeldi...


Fil safarisini önceden booking yapmadığımız için sabah yapamadık, dönüşte ise şu an uyuyan zavallı aşkısı fenalaştı... Ağır geçiyor giribi, bakalım... Bana kalırsa biz direk havuza gider yayarız, tatildeyiz yani.. Viki'ye kalsa hiç oturmamalıyız, uykudan uykuya otele gireceğiz... İyi de yorgunuz kardeşim, dinlenmeye geldik...

Yarın sabah şuraya doğru yolda olacağız yine...

P.S: Naz Hnm da yazlığa geçmiş eşrafıyla, keyfi süper, bizimle telefonda bile konuşmaya tenezzül etmiyor kendileri... Sanırım "bağlı ama bağımlı değil" politikamız işe yarıyor:)

7 Ağustos 2009 Cuma

Biz gittik...

Zaten var mıydık ki? Ne kadar çok oldu yine yazmayalı, yazamayalı...
Havalimanından uçuşa 1 saat kala yazmak varmış Zone'dan...
Ne haftaydı ama...
Pazar sabah ateşlenen Naz acile götürüldü, toparlar Calpol dediler... Akşama doğru fenalaştı hareketler slowmotion, iyi ki panik aşkım... Hemen yine hastanaye... Bir gün önce aylardır erteledğim karma aşıı vurdula, ondan sandım... Ne bileyim hastalanmaz ki bizim kızımız... Kan tahlili, sonuç bakteriyel seviyede artış... Serum içi antibiyotikli. Açtılar miniğimize damar yolunu , verdiler serumu. Düşmüyor düşmüyor. Murat elinde termometre 10 dak da bir kontrol, ben aralarında sakin kalmaya çalışıyorum. NAz neyse ki emzikle sakinleştirior kendini, Murat hastaneyi yıkıor, ii ki yapıyor... Hemen serum seviyesi değiştirildi, buzlu kompresler başımızda 3 hemşire... Bitkin düştü yavrum, uyudu serum hızla zerkedilirken... Dedik biz gitmeyiz eve kalacağız, yattık bir odaya, Naz çırılçıplak. Birkaç saat sonra bu sefer ateş 35, donma eşiği... Daım bağırıyor 35 in altına inmesin die telefonda... Bu sefer de battaniylerle ısıtıyorlar, bizse izliyoruz elini tutup... Neyse sabah bir antibiotik daha, damar yolu çıktı ve biz evimize gittik. naz akşama doğru eski halindeydi... İhmal etmemk lazım ateşi, hemen doktrora gitmeli die yazıyorum hatırlamak istemediğim o günü... Neyse geçti, gitti, uzak olsun....


Salı akşam Muhabbeti bindirdik, ertesi sabah da ÇArşamba teyzesi kızımı bizden uzağa uçurdu. Mersin'e, ağaçlara, havuza, bahçedeki ördeklere tavuklara... Çok zor geldi ayrılmak ama çok mutlu... Pazt Sri Lanka uçuşunu iptal eden aşkısı da uçtu aynı akşam... Evde 2,5 yıl sonra ilk alnızlığın tadını çıkarmaı planlayan ann ise 2 gün gidemediği işin acısını geceyarılarına kadar mutfak masasında lap top'u ve kahvesiyle değişti...

Olsun, şu an ben de Colombo'a uçuyorum... Fil safarisi, rafting, çay hasadı ve sonunda NEGOMBO beach'te uzanmaya okyanusun kenarında...Sabaha aşkısının yanındayım, 7 gün başbaşa Sri LAnka'yı gezeceğiz... O da toplantılarına ara veriyor, sonra anne eve , anneanne minnoşu getirecek, bir kaç gün sonra da baba gelecek ve biz kaldığımız yerden devam edeceğiz...

Kızım biliyorum iyi vakite geçiriyorsun, büyük anneanne, anneanne, teyzen ve ablanla... Hepimiz tadını çıkaralım, dönünce de birbirimize doyalım. Anne çok orgun ve tahammülsüz, söz verioum dönüşümüz de herşey çok daha güzel olacak...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

İlk'ler


Cuma akşamı ilk defa saat 21:00 de sokaktaydı, hatta hala parktaydı... Eve 10'da döndük...

Evde çiş kazaları inat kriz...vs ( bu konuyla ilgili post'u bu işi çözmeden yazmayacağım, sonra da yazı dizisi yapacağım andım olsun :) almış başını yürümüşken, alıştırma küloduyla parka giden Naz, ilk dışarı denemesinden vukuatsız döndü... Yeni mucizevi minik portatif tuvaletimizi ( bulandan razı olsun) reddedince eski usul bacaklardan havaya çimenlere yaptık çişimizi ( eskiler bu işi biliyor kardeşim...)

Şimdi bazılarına komik gelebilir ama herkesi ve durumları durumsallık ilkesiyle değerlendirmek gerekir... Biz anne-baba ve bebek ilk defa 3'ümüz , yalnızca üçümüz tatil yaptık... Evet ciddiyim, bugüne kadar yapmadığım için pişman da değilim... NAz zaten 31 Ağustos doğumlu, geçen yaz gözümüz yemedi yazlıkta ve Bozcaada'da bakıcısı da yanımızda tatil yaptık, bu haftasonu ilk defa başbaşa kaçtık... Durusupark'a kaçabildik en yakın Cumartesi sabahı, ortam güzel işletme kötü, ama bizim gibi kısa süreli "neden olmasın" kategorisine girer...

Çok güldük, eğlendik ta ki havuzdan çıkma vakti gelene kadar... İtirazsız akşam yemeği yedik

Hiç altımıza kaçırmadık, çişimizi söyledik, ama eve dönünce üstüste kazaları kaldırdık koyverdik... Sen misin isteği dışında havuzdan çıkaran...

Bu akşam eve döndüğümde Naz ilk defa kendi ismini söylüyordu :) Arkadaşlarını say deyince sayıyordu bir haftadır, A-tila, MEğt, Yüya, Rüga :) ama artık bunlara Naj da eklendi...

Geldiğimde mama sandalyesinde akşam yemeğini yemeye başlamıştı, yanaklarımı okşadı " cici anne " deyip, sonra da sarıldı ... NAz için kocaman bir ilk, sarılmaz , sarıltmaz, şaşırdım...

Bu sabah "düt"ünü isteyip, üstüne emziğini alıp yatağına çıkıp kendisi uyumuş. Yanına istememiş, beklememiş kimseyi...

Akşam ilk defa sokağa çıkma teklifimi reddeti, bebeklerine mama yedirmeyi tercih etti...

Saat 8 gibi yine emziğini aldı, kapıyı kapattı, panjur ipini çekiştirdi, yattı biraz. SOnra kalktı, portatif tuvaletini aldı poşetiyle dolaptan, tuvalate gitti, bana açtırdı ( ben sadece eşlik ediyorum peşinde tintin) adaptör olarak koydurdu , oturdu, yapmadı birşey ama sonra kalktı yerine gitti... Kendince takıldı...

Bugün milattı sanki , vardır ya o his, birşeylerin değiştirğini hissettiğiniz, işte bugün o günlerdendi...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Korkak anne...

Bir anne elini yıkamaktan korkar mı? Korkar... Eğer yavru kendini koşarak odasına atıp lastik topunu kapıp lavaboya atıyorsa, sonra da suyu kapattığınızda artık israfa dayanamayıp olay çıkarıp sakinleşmesi dakikalar alıyorsa, korkar tabi...
2 gün sabrettim, laf anlattım, dikkat dağıtmaya çalıştım...vs ama başarılı olamadım. Artık dün akşam kucaklayıp sinir krizine neden olsa da banyodan çıkardım, sakinleşmesi uzun sürdü ama sonra tekrarlamadı... Bugün 3. gün , eve gidince banyoda ellerimi yıkarken yine aynısı olur mu diye korkmadan edemiyorum, ama korkunun ecele faydası yok, bakalım neler olacak :)

P.S: Bu Naz var ya zeka küpü... 2 gecedir ben uyutuyorum, o yatağına çıkıyor, çıkardık korkulukları şu geçiş dönemi alçak düşmeyi önleyen file portatif koruyuculardan taktık, ben de yere uzanıyorum o dalana kadar odada, dönüyor dönüyor sonra uyuyakalıyor... Neyse dün yine benim onu uyutacağımdan emin olmak için mutfakta sütünü içtikten sonra , beni elimden tuttu, herkese ell sallayıp " bay baaay" yapıp , beni odaya sürükledi. Sonra yatağına çıkmadı, yere yattı, beni de yatırdı, benim yerde yattığımdan emin olmak için , sonra yatağına çıkıp emziğini aldı... Komiksin NAz çok komik...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

2 yaş krizi varmış...

Bu 2 yaş durumları kızışmaya başladı...
İsteyen bana cahil desin, 2. çocuğu yaparsam çiş olayını aklı ermezken 18 aydan önce çözmenin yoluna bakacağım. Kendini bilen çocukla zor zor... 9 aydır kakasını söyleyebilen gözümün nuru, benimle direk inatlaşıyor... Gözümün içine baka baka, sonra yıka beni diye küvete koşarak... Su kuşu... Babası çiş yapınca silin yıkamayın diye ultimatom verdi, başta "hıhh" diye burun kıvırmış olsam da, Naz'ın sırf zırt pırt suya girmek için bunu yapabilecek kapasitede bir çocuk olduğunu düşününce çok da anlamsız değil...
Cumartesi günü Kanyon'da havuza atlamaya çalışan, çıplak ayakla koşuşan, onu havuzun kenarında güvenliğini sağlayacak şekilde sabırla beklemesine rağmen, ki bu Kitchenette'de bizim gibi yemek yiyen onlarca masaya düşe çarpa, artık dayanamayıp sözümü dinlemeyince oradan uzaklaştırdığımda ortalığı ayağa kaldırmış bir ufaklıkla çaresiz bir anne gördüyseniz o bendim.. Oyuncakçıda jetonlu oyuncağa bindirip , azıcık sakinleştirince arabasında biraz uyudu da huzura erdik... Dün de evde musluğu kayda değer bir süre açıp suyla oynayınca, ki sabah havuza girdi, sonra küvette bıcı bıcı yaptı, sularla oynamasına izin verilmeyince yine yarım saat süren öfke krizlerine giren , ortalığı yıkan da aynı ufaklık... Perşembe akşamı banyosu onun istediğinden kısa sürünce beni ve babasını çaresiz bırakan da aynı ufaklık...
Biliyorum benim tahammülüm az, Murat yüzüme yansıtttığımı söylüyor ama son bir kaç haftadaki değişim inanılmaz... Bir an çok iyi , sonra çıldırıyor, hatta bazen söylenmeye başlıyor anlamsız bir mırıltı, sonra krize dönüşebiliyor...
Ben mi çok iyimserdim, ya da karşılayabilirim mi sandım? Kendi çocuğum olunca tahammül edebilirim mi sandım? Çok mu sınırları zorladım, ya çok kastım ya da çok mu rahat bıraktım.... ya da bilenlerin söylediği gibi " bu böyle" mi sadece???
Ah ah çok kafam karışık... Yorgunum...

7 Temmuz 2009 Salı

Bu sefer kesin dönüş :)

Uzun aralar demek, sonrasında uzun postlar atmak demek…
Geçen hafta Pazar evimize döndük 1 haftalık teyze hayatından sonra… Zor oldu, 2. köprü bir yandan iş bir yandan , deli eden ustalar bir yandan… Ne zormuş, ne pis işmiş… Bu haftasonu perdeler de takıldı, kaldı geriye dolap işi, sonra tamamdır inşallah…

Tabi bir önceki haftasonu ara verdiğimiz oyun grubumuza bu hafta harika bir aktivite ile geri döndük, Neslihan’lara gidebildik nihayet bunca ay sonra, ama bu sefer de Devrim’İ fire verdik … Sinem ve ben her zamanki gibi ben arkada 2 bebekle , Sinem direksiyonda yola koyulduk, kaybolmadan ama hiç bilmediğimiz yerlerden ulaştık… Ebru ve Neslihan ufaklıklarla havuzdaydı zaten, biz de katıldık hemen… 2 su kuşu Naz ve Mert kendilerini havuza attılar, nispeten temkinli Mert kendinden yüzen mayosunun da yardımıyla daha güvenli bir portre çizdi. Ama Naz.. Anlatılmaz yaşanır; bir özgürlük, bir korkusuzluk, bir kafa tutma… Sağolsun biri Naz’ı tutmama, diğeri simidini şişirmeme yardım etti arkadaşların da sağ salim havuza girdik… Bunu bir önceki hafta Aslı’da test etmiştik aslında, Naz bir su kuşu ve korkusuz bir su kuşu…
Artık Naz morarınca, hepsini beraber çıkardık, biz bir güzel banyo yaptk hatta. Neslihan’ın hazırladığı sofrada hep beraber yemeklerini yediler… Naz ve Mert oyun çadırında beraber uzanıp dinlendiler yemekten sonra…

Uykusuzluklarından korktuğumuz minikleri kapıp Sinem’le ayrıldık, yolda baktık ki uyumuyorlar, biz deli gibi acıktık… Ver elini Bela Vista, gelsin penneler gitsin tortelliniler, gelsin biralar gitsin kahveler… Naz arabasında 2. dakiaka uyudu ( sabah 06:30’da uyanan ve havuzda cozutan bir bebeğin kaçınılmaz sonu…) ama bu sefer Mert uyanıktı… Naz uyanınca Mert kızımı öpücüklere boğdu, çok mutlu olduk Sinem’le… Sonra çete süs havuzuna yollandı, 3 dakika sonra garsonların kibar uyarısı ile yanımıza kaçtılar, ben tam çocukları koruyayım diye ayaklandım, bir de baktım ki saksılarda toprakları bir güzel havuza atmışlar, tabi hemen sıcak bir gülümseme ile mekandan ayrıldık…

Bu Cuma süper bir plan var ,ama gerçekleşmeden yazmayacağım, ya olmazsa diye korkumdan :)

22 Haziran 2009 Pazartesi

Bu haftasonu biz...



Biraz da güzellik;

Cumartesi sabahı 22 aylıkken ilk parmak ( bence avuç) boya aktivitesinden büyük keyif alan, sonra bırakmak istemeyen, bu yüzden ortalığı yıkan, sonra tüm haftasonu evdeki herkese kurrutuğumuz resimlerini gösterip kendini alkışlıyan ve alkışlatan Naz

Cumartesi babasını beklerken, gidip ABRACADABRA 'da babasına pide yapan ama büyükanneanneyi görmek için tadına bakamayan, üstüne gidip beklerken kurabiyeleri hüpleten Naz;


Birbirlerine hamur ikram eden 2 bücürük, Mert ve Naz, ve biz güzel anneleri;

Pazar günü, en güzel programlar spontan olanlardır dedirten, cümbür cemaat bir mangal partisi , bahçede kalmak istemeyen kendini dışarı atmak isteyen, hatta apartmana girip , bebek arabasına kurulan, dışarı çıkamayınca yine ortalığı yıkan ve yine baba müdahalesiyle kendine gelen Naz,
Ev ayağa kalkacak, Naz teyzesine taşınacak , tüm perdeler inecek, pencereler yapılacak ama buna rağmen dün gece onbire dek damla sakızlı kahve hüpletip , kaynatan Elif ve Murat...

Biz adam olmayız...

Sadece kendime...

Bazı konular ve anlar vardır, kimseyle paylaşılmaz, kimseyle konuşulamaz... Konunun tarafları da dahil...Atarsın içine, ama hep aynı konu su yüzüne çıkarsa ve hayatının ortasına kocaman bir volkan gibi oturursa, ve hatta her patladığından dışa akan magmanın fazlası içine akarsa, daha da korlaşırsa, konuya daha da hınçlanırsan, ilgili ilgisiz herşeyi herkesi silmek istersin , ama yapamazsın çünkü atsan atamazsın, satsan satamazsın, hayatını yeniden yazamazsın...
Fütursuz, sallamaz olmayı özlersin, bile bile öyle olmadığını, olamayacağını, ama kendini kabullenemezsin de ...
İşte böyle iki arada bir derede hiçbirşeyin keyfini süremez, tadına varamaz, herşeyi " to do list" te bir madde olmaktan öteye taşıyamazsın... Su terazisindeki damla gibi bir oraya bir oraya akıverirsin degeyi tutturmaya çalışırken, koyveremezsin...
Outstanding hayatlar yaşamaya mahkum olursun...

16 Haziran 2009 Salı

Cek cek, cak cak...

Kızımla başbaşayız yine, baba bu sefer de Sri Lanka'da... Sanırım gitmediği yer kalmayacak bu işin sonunda.

Bugün kardeş geliyor neyse ki yanımıza...

Haftaya biz de ona taşınacağız, en azından Naz...

Haftaya ev boyanacak, camlar değişecek, halılar , koltuklar yıkamaya gidecek, perdeler yıkanacak, mutfağa yeni perde yapılacak, antreye doap sipariş verilecek, gömme dolaba raflar takılacak, lavaboların silikonları yenilenecek, spotlar değişecek, kapılara stoper alınacak... cak cak, cek cek, bu da geçecek... MAdem taşınamadık yine, el mahkum başa gelen çekilecek...

15 Haziran 2009 Pazartesi

Biz bu haftasonu...

Biz bu haftasonu doya doya oyun grubu yaptık, Bir gün kesmedi iki gün hatta... Çocuklarımız odak noktasında olunca, aynı odağa sahip anneler, hatta babalar bile nasıl çabuk kaynaşabiliyormuş... 8 ay içinde çok yol katettik , ilk görüştürmeye başladığımızda aralarında ay farkı çok daha belirgindi. Bugün ise tam anlamıyla çete oldular... Sayelerinde bizler de dost olduk, empati kurduk, ailece görüşmeye başladık...
Cumartesi organizasyon annesi Sinem'in programıyla Bebek Parkı'ndaydık. Neslihan- Doruk , Devrim - Rüzgar'sızdık.




Anneler, tabi ki Sinem ve ben, Devrim ev taşıma telaşında, girişte Frozen Margarita ile güne merhaba dedik. Bizimle takıldıkça benim iddiama göre "bebek istemek" konusunda yeni bir perspektif geliştirecek olan Selma bize uymadı... Naz ve Mert cips yedi fırsattan istifade...

Naz heryerde olduğu gibi oturduğumuz minderlerde de duramadı, elimde tabak peşinde yemek yedirdim, ama yine de kaçtı gitti... Bir çocuk hiç mi arkasına bakmaz... Sinem ve Selma acıdı bana :) Neyse çaresiz öncü kuvvet çocuk parkına girdik, MErt de arkasından...





Sonra MOHINI'nin şenlik alanına zıpladık. Ama kelimenin tam anlamıyla... Kocaman çocukların arasında ezilmekten zor kurtardım Naz'ı... Mert daha temkinliydi her zamanki gibi, içine girmedi balon evin, ama Naz boyuna posuna aldırmadan bastı gitti, elbisemle iki büklüm onu çıkarmak bana düştü tabi...

Ardından legolar, oyuncak arabalar derken, bir miktar kandırmaca ve direnişle uzaklaştık alandan... Biraz dondurma , muhallebi molası, üstüne Lucca standından tezat porsiyonlu bir yemek ( bizim hanburgerler ne kadar büyükse levrek o kadar küçüktü :)) yedik... Mert uyudu deniz kenarında mışıl mışıl... Naz tabi yine cinocin... Ama arabasında uslu uslu oturdu, bebeğiyle oynadı, MErt'e ninni söyledi, ayaklarıyal oynadı, bizimle sohbet etti, nasılsa 2 saat bizimle sorunsuz vakit geçirdi... Teşekkürler kızım, çoooook teşekkürler...

Yerim ben bu koca ayakları :)

Pazar günü ise havuzlu, mangallı, salatalı ( kocam yaptı :)) bahçe keyfi yaptık Mert'in dedesinin bahçesinde... Buz gibi suyun içinde şenlerdi bizimkiler, kahkahalar attılar... Doruk bizimkileri yıkadı :)

Yüzme refleksleri kendini gösterdi, boylu boyunca uzandılar havuzun içine, costular... Ama tabi titremeye başladıklarında başta Naz olmak üzere olay çıkardılar. Neyse,binbir dil dökerek onları bahçeye yönlendirdik... Kova, kazma, kürek, çalıştılar, evin etrafını onlarca defa tavaf ettiler. Bizse bol bol yedik, içtik sohbet ettik... Sinemcim, tekrar teşekkürler...